Göç hikâyeleri genellikle başarı üzerinden anlatılır.
“Zor geldi ama başardık.”
“Çocuklar için değer.”
“Şükür, ayaktayız.”
Ama bu cümlelerin arasında en çok kimin sesi kaybolur biliyor musunuz?
Kadının.
Göçmen kadın çoğu zaman ailenin görünmeyen taşıyıcısıdır.
Yeni ülkeye uyum sürecinde evin düzenini kuran, çocukların okul sistemini öğrenen, resmi kurumlarla mücadele eden, eşinin
stresini dengeleyen odur.
Fakat aynı kadın, kendi kimlik kaybını konuşacak alan bulamaz.
Çünkü ondan beklenen nettir:
Dirençli olacak.
Şikâyet etmeyecek.
Güçlü duracak.
Göçmen topluluklarda kadın dayanıklılığı kutsanır. Çünkü güçlü görünen kadın, hem ailesinin hem toplumun gurur kaynağıdır.
Ancak bu “güçlü kadın” anlatısı zamanla bir baskıya dönüşür.
Kadın kırıldığında bunu saklamayı öğrenir. Yorulduğunda susar.
Yalnızlaştığında belli etmez.
Ve en tehlikelisi şudur:
Bu durum normalleşir.
Oysa psikolojik açıdan sürekli dayanma hali sağlıklı değildir.
Bastırılan duygular kaybolmaz; biçim değiştirir.
Tükenmişlik, kaygı bozuklukları, psikosomatik rahatsızlıklar, öfke patlamaları…
Bunların bir kısmı, ifade edilemeyen kimlik kaybının dışavurumudur.
Göç yalnızca coğrafi bir değişim değildir; sosyal statü kaybıdır.
Kendi ülkesinde mesleği, çevresi ve itibarı olan kadın; yeni ülkede “dil bilmeyen”, “entegrasyona muhtaç” biri olarak konumlandırılabilir.
Bu sadece ekonomik bir mesele değildir.
Bu, kimlik meselesidir.
Fakat sistem bu emeği “uyum süreci”
olarak adlandırır.
Toplum ise “fedakârlık.”
Kendi ülkesinde aktif, üretken ve sosyal olan bir kadın; yeni ülkede
Göç, kadın için sadece ülke değiştirmek değildir.
Göç; bazen görünürlüğünü, mesleğini, sosyal çevresini ve hatta kendilik algısını geride bırakmaktır.
Daha da önemlisi:
Bu model çocuklara aktarılır.
Çocuk, annesinin bastırdığı duyguyu öğrenir.
“Güçlü olmalıyım.”
“Zayıflık göstermemeliyim.”
Böylece travma sadece bireysel kalmaz, nesiller arası bir örüntüye dönüşür.
Göçmen kadını sadece fedakârlık hikâyelerinin kahramanı olarak anlatmayı bırakmadığımız sürece, onun sessiz yorgunluğunu görmeyeceğiz.
Belki artık şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir:
Göçmen kadın gerçekten bu kadar güçlü mü,
yoksa güçlü olmak zorunda bırakıldığı için mi ayakta?
Uzman olarak sahada gördüğüm en temel ihtiyaç şudur:
Göçmen kadının “insan” olarak görülmesi.
Ne kahraman,
ne mağdur,
sadece insan.
Güçlü olabilir. Ama güçlü olmak zorunda bırakılmamalıdır.
Belki artık başarı hikâyelerini alkışlarken şu soruyu da sormalıyız:
Bu başarının duygusal bedelini kim ödüyor?
Çünkü görünmeyen yükler konuşulmadıkça, sağlıklı toplum inşa etmek mümkün değildir.
Çünkü bir toplumu ileri taşıyan şey, kadınların ne kadar sustuğu ya da ne kadar dayandığı değildir.
Onların ne kadar görülüp duyulduğudur.
Güç ailede paylaşarak inşa edilir.
Uzm.Psikolog & Sosyolog & Aile
Danışmanı
Rukiye Sultan Gür
The post Göç ve Kadın Kimliği: Güçlü Görünme Baskısı first appeared on Hollanda Haberleri.

5 gün önce
69














Dutch (NL) ·
Turkish (TR) ·