6 Ekim akşamı Filenin Sultanları üst üste ikinci kez Avrupa şampiyonu oldu.
Türkiye sevindi.
Yalnız Türkiye mi?
Dünyanın dört bir yanında yaşayan yurttaşlarımız aynı heyecanı paylaştı. Televizyonun başında, sokakta, sosyal medyada…
Göğsümüz kabardı.
Siyasetçisi, sanatçısı, sivil toplum örgütü, yurttaşı… Herkes Filenin Sultanları’nı kutladı.
Herkes değil.
DEM Parti yine sessizdi.
İnsan ister istemez soruyor:
Bu ülkenin kadın voleybol takımının Avrupa şampiyonu olması neden bir siyasi partiyi sevindirmez?
Mesele voleybol değil elbette.
Mesele ortak sevinçlere ortak olabilmek.
30 Ağustos’ta da aynı tabloyla karşılaştık.
Türkiye’nin bağımsızlık mücadelesinin zaferini simgeleyen Zafer Bayramı’nda DEM Parti’den bir kutlama mesajı göremedik.
İnsan düşünmeden edemiyor:
Bir ülkenin işgalden kurtuluşuna sevinmek neden bu kadar zor?
Milli bayramlar, bu ülkede yaşayan bütün yurttaşların ortak tarihidir. Bu ülkenin ortak hafızasıdır.
DEM Parti’nin milli bayramlar karşısındaki tavrı, bir dönem Abdullah Gül’de görülen o eski hastalığı hatırlatıyor:
Takvimde milli bayram görünce hastalanmak!
Gelelim asıl meseleye.
Türkiye’de terörün bitmesini, silahların susmasını, gençlerin ölmemesini hepimiz istiyoruz.
Ama barış adına Cumhuriyetin kendisini tartışmaya açmak başka bir şeydir.
Bugün Türkiye’nin çevresine bakın.
Suriye…
Irak…
Lübnan…
Ortadoğu…
Etnik ve mezhepsel kimlikler üzerinden yürütülen siyasetin nelere yol açtığı ortada. Yüz binlerce insan öldü, milyonlarcası yerinden edildi. Savaşların sonu gelmiyor.
Mustafa Kemal Atatürk, tam da böyle bir coğrafyanın ortasında başka bir yol açtı.
Tebaadan yurttaşlığa…
Saltanattan Cumhuriyete…
Mezhep ayrılığından laik hukuk düzenine…
Etnik kökene bakmadan yurttaşlık anlayışına…
Cumhuriyetin anlamı yalnızca 1923’te kurulmuş bir devlet değildir.
Bugün hâlâ Ortadoğu’nun ortasında bir çıkış yoludur.
Bu nedenle Türkiye’de gerçek anlamda barış isteyen herkes Cumhuriyete sahip çıkmak zorundadır.
Çünkü Cumhuriyet zayıfladığında ortaya bir boşluk çıkar.
O boşluğu da etnikçilik, mezhepçilik ve kimlik siyaseti doldurur.
Ortadoğu’da olan budur.
Türkiye’nin başına gelmesini istemediğimiz de budur.
DEM Parti yöneticilerinin bazı söylem ve eylemleri ise bu nedenle yalnızca siyasi bir eleştiri konusu değildir.
Cumhuriyeti “100 yıllık zihniyet” diyerek karşısına almak…
Toplumun bir kesimine “Beğenmiyorsanız dağa çıkın” anlamına gelecek sözler söylemek…
12 insanın ölümüne neden olmuş bir kişiye siyasi kürsü vermek ve ardından “Bizde en ufak pişmanlık var mı?” sözlerini dinlemek…
Bunlarla barış dili kurulmaz.
Siyasette söze değil, davranışa bakılır.
Bir yandan barıştan söz edip öte yandan toplumu etnik ve mezhepsel kimlikler üzerinden tarif ederseniz, barış değil yeni ayrışmalar üretirsiniz.
Türkiye’nin buna ihtiyacı yok.
Elbette Cumhuriyet eleştirilebilir.
Geçmişte yapılan yanlışlar konuşulabilir.
Haksızlıklar tartışılabilir.
Bunların hiçbiri tabu değildir.
Ama eleştirmek başka, Cumhuriyetin yurttaşlık zeminini ortadan kaldırmak başka…
Biz meselelere etnik kimlikler üzerinden bakmıyoruz.
Türk, Kürt, Laz, Çerkes, Alevi, Sünni diye insanları sınıflandırmıyoruz.
Önce yurttaş diyoruz.
Çünkü bu ülkenin geleceği, insanları kimliklerine göre bölmekte değil; yurttaşlık temelinde bir arada tutmaktadır.
Filenin Sultanları Avrupa şampiyonu olduğunda birlikte sevinebilmek…
30 Ağustos’ta birlikte gurur duyabilmek…
29 Ekim’de Cumhuriyeti birlikte kutlayabilmek…
Bunlar siyasetin değil, yurttaşlığın meseleleridir.
DEM Parti Türkiye’de gerçek bir barış istiyorsa, önce bunu anlamalıdır.
Cumhuriyetle hesaplaşarak değil, Cumhuriyetin yurttaşlık anlayışını güçlendirerek barışa katkı sunabilir.
Biz söylenenlere değil, yapılanlara bakıyoruz.
Bu ülkenin sevinçlerine bile ortak olamayan bir siyasi anlayışın, ortak gelecek ve barış söylemi elbette sorgulanır
The post Filenin Sultanları ve DEM first appeared on Hollanda Haberleri.

2 saat önce
17












Dutch (NL) ·
Turkish (TR) ·