Eşyalar mı Size Sahip, Siz mi Eşyalara?

4 saat önce 21

 

Fazlalıklardan arınmak, sadece evimizi değil; zihnimizi ve hayatımızı da hafifletir.

 

Bazı evlere gireriz… Daha kapıdan içeri adım attığımız anda içimiz ferahlar.

Temizdir,düzenlidir ama en önemlisi yaşanmışlığı vardır. Bir fincan kahvenin sıcaklığı, pencereönündeki bir çiçek, okunmayı bekleyen bir kitap… Bize “Burası bir yuva.” hissini verir.

 

Bazı evlere girdiğimizde ise tam tersini hissederiz. Dağınıklık, özensizlik ve yıllardırdokunulmamış eşyalar sanki üzerimize çöker. Böyle evlerde ruhumuz daralır.

 

Ama diğer uç da bize göre değildir. Her şeyin kusursuz olduğu, tek bir eşyanın bile yerinden oynamadığı, içinde yaşamaktan çok sergilenmek için hazırlanmış gibi duran aşırı steril evlerde de kendimizi rahat hissedemeyiz. Çünkü ev bir müze değildir.

Ev; yaşanmışlığı, sıcaklığı ve samimiyeti olan bir yerdir. Güzellik, burada da her zaman

olduğu gibi dengede gizlidir.

Ne dağınıklığın bize yük olduğu bir yaşam… Ne de bizi kendi evimizde misafir gibihissettiren kusursuzluk takıntısı… İhtiyacımız olan şey; temiz, düzenli ve huzur veren evlerdir.

 

İnsan sadece anıları değil, eşyaları da biriktirir. “Belki bir gün lazım olur.” diye sakladığımız kutular, yıllardır açılmayan dolaplar, hiç giymediğimiz kıyafetler, kullanmadığımız mutfak eşyaları… Fark etmeden sadece evimizi değil, zihnimizi de doldururuz.

 

Birçok insan gereksiz eşyalardan kurtulduktan sonra evinin atmosferinin değiştiğini söyler. Kimimiz buna enerji deriz, kimimiz ferahlık… Adı ne olursa olsun, fazlalıklardan arındıkça daha rahat nefes alırız.

 

Belki yıllardır dolabımızda bekleyen bir mont, kullanılmayan bir masa ya da mutfakta unutulmuş bir tencere, bugün bir başkasının en büyük ihtiyacıdır.

 

Paylaşmak eksilmek değildir. Bazen bir eşyayı elden çıkarmak, hem evimizde hem de içimizde yer açar.

 

Dağınıklığın etkisi yalnızca evimizin içinde kalmaz. Yaşadığımız ortamdan memnun olmadığımızda misafir çağırmaktan çekinir, “Evimiz böyle, biri görmesin.” diye düşünürüz. Zamanla yalnızlaşırız. Kapıyı çekip çıktığımızda bile aklımız evimizde kalır.

 

Bazen eve dönmeyi bile erteleriz. Çünkü karşılaşmak istemediğimiz şey sadece dağınıkbir ev değil, uzun zamandır ertelediğimiz sorumluluklarımızdır.

 

Ama burada önemli bir ayrım yapmak gerekir. Her dağınıklığın sebebi aynı değildir.

 

Bazı insanlar gerçekten istifleme bozukluğu nedeniyle eşyalardan ayrılmakta büyük güçlük yaşar.

 

Bu, profesyonel destek gerektirebilen bir durumdur ve eleştirilmekten çok anlaşılmayı hak eder.

 

Bunun dışında ise çoğumuz zaman zaman kendimizi bahanelerin arkasına saklarız: “Nasıl olsa hayatımız düzelmeyecek.”, “Şans zaten bizden yana değil.”, “Paramız yok, neyi değiştirebiliriz ki?”

 

Oysa düzenli bir ev kurmak için büyük imkânlara ihtiyaç yoktur. Yaşadığımız alana özen göstermek, küçük bir köşeyi düzenlemek ya da kullanmadığımız eşyaları ihtiyaç sahipleriyle paylaşmak, kendimize verdiğimiz değerin bir göstergesidir.

 

Hayatı toparlamak da biraz ev toplamak gibidir. İlk adım her zaman en zorudur.

 

Ama çoğu zaman en önemli adım da odur. Belki bugün bütün hayatımızı değiştiremeyiz.

 

Ama küçük bir başlangıç yapabiliriz.

 

Çünkü toparlanan sadece ev değildir. Toparlanan; düşüncelerimiz, yaşam disiplinimiz ve kendimize duyduğumuz saygıdır.

Hayatın bizi toparlamasını beklemeyelim.

Biz hayatımızı toparlamaya başlayalım.

 

Çünkü değişim, önce insanın kendi elini taşın altına koymasıyla başlar.

Umarım bu yazı size küçük de olsa bir başlangıç cesareti vermiştir.

Siz ne düşünüyorsunuz?

Yorumlarda buluşalım.

The post Eşyalar mı Size Sahip, Siz mi Eşyalara? first appeared on Hollanda Haberleri.

Makalenin tamamını oku