Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz

1 gün önce 53

 

Zülfü Livaneli ve Edip Akbayram’ın yazdığı ve seslendirdiği “Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz” türküsünü bilmeyen yoktur. Ancak bu şarkının kime ithafen yazıldığını çoğumuz bilmeyiz.

 

Çoğumuz, Hollywood’un büyük bütçeli filmlerine konu olan ve gerçekliği tartışmalı olan efsanevi İngiliz kahramanı Robin Hood’u, bu filmler sayesinde tanırız. Peki, bizim bir Robin Hood’umuz yok mu?

 

Olmaz mı! O, Rizeli (Hemşinli) Sandıkçı Şükrü’dür. Kendisi, Karadeniz’in en namlı eşkıyalarından biriydi. Özellikle Doğu Karadeniz dağlarında (Rize, Artvin, Trabzon civarında) faaliyet gösterdi; işlediği suçlar nedeniyle dönemin otoriteleriyle, yani zaptiyelerle, sık sık çatışmaya girdi.

 

Halk arasında anlatılan hikayelerde; cesareti, kurnazlığı, dağları çok iyi bilmesi ve halka zarar vermeyen, halktan yana bir eşkıya (modern tabirle “sosyal haydut”) olarak tasvir edilir.

 

Tıpkı İngilizlerin Robin Hood’u gibi, bizim Şükrü’nün de zenginlerden alıp fakirlere dağıttığı, haksızlığa uğrayanların yardımına koştuğu söylenir. Bu da onu halk nezdinde bir efsane kahramanı haline getirmiştir.

 

Kim bilir, belki İngilizlerin Robin Hood efsanesi filmi de bizim Sandıkçı Şükrü’den esinlenmiştir.

 

Yazıma, adına türküler yakılan, halk tarafından sevilen Sandıkçı Şükrü ile başlamamın sebebi, eşkıyalığın en azından bir zorunluluk, bir çaresizlik sonucu ortaya çıkabileceğini göstermek istememdi.

 

Yazımın devamında ise, günümüz dünyasındaki kötü kalpli, cani ya da insan suretindeki şeytanlardan; günümüzün eşkıyalarıyla devam etmek istiyorum.

 

Bu modern eşkıyalar, gücü ele geçirince ne kanunları, ne insan haklarını, ne vicdanı ne de başka bir değeri önemsiyorlar. Onlar için varsa yoksa kendi çıkarlarıdır. Bu çıkar, bazen başkasının malına çökmek, bazen bir ülkenin topraklarına, bazen de o ülkenin değerli kaynaklarına (petrol, altın, kıymetli madenler vs.) göz dikmektir.

 

Bariz bir örnek, Rusya’nın lideri Vladimir Putin’in Ukrayna topraklarını ilhak etme girişimidir. İstediğini tam olarak alamadığı için, çeşitli uluslararası kuruluşların 2025 başı verilerine göre 200.000 – 300.000 arasında asker ve sivilin hayatını kaybettiği bu savaşı sürdürmeye devam ediyor. Kim bilir daha ne kadar masumun kanına girecektir bu şeytan.

 

Bu yazımın sonunda geniş yer vereceğim diğer bir modern eşkıya ise, Ukrayna’ya silah verme gerekçesiyle ülkenin tüm değerli maden kaynakları üzerinde yetki sahibi olarak, “Stratejik Ortaklık” adı altında bu savaşın devam etmesinden çıkar sağladığı iddia edilen, Amerikan tartışmalı başkanı Donald Trump’tır.

 

Dünyada gelmiş geçmiş en tehlikeli ve “Siyonizm’in İŞİD’i” diyebileceğimiz İsrail’in başbakanı Netanyahu. Bunun yukarıdaki eşkıyadan farkı, yaptığı eşkıyalıklara tarihsel ve dini motivasyonu da eklemiş olmasıdır.

 

Bu tehlikeli şahıs, anavatanımıza kadar göz dikmiş haldedir. Bunu da Tevrat’ta “Kutsal Topraklar” veya “Vaadedilmiş Toprak” olarak geçen bölge ve sınırları, özellikle Tekvin 15:18-21 ve Çıkış 23:31 gibi bölümlerde tanımlar.

 

En net tariflerden biri şöyledir:

“O gün RAB, Avram’la bir antlaşma yaparak ona şöyle dedi: ‘Mısır Irmağı’ndan büyük Fırat Irmağı’na kadar uzanan bu toprakları… senin soyuna verdim.'” (Tekvin 15:18)

 

Anlayacağınız üzere bu eşkıya, şeytani bir şekilde çevresindeki tüm ülkelere, bilhassa insanlığa en büyük tehlikelerdendir. Çoğu komşusu da biliyor ki, ne kendileri bu şeytanı durdurabilecek güce ne de onun “büyük abisi” diğer eşkıyaya karşı koyabilecek iradeye sahiptirler.

 

Uluslararası toplum, bu eşkıyanın eylemlerine ve kendi evrensel değerlerine karşı; kimi zaman korku, kimi zaman çıkar ilişkileri nedeniyle kayıtsız kaldı. “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” mantığıyla ne Avrupa ülkeleri ne de diğer vicdanlı devletler somut bir adım atıyor.

 

Tabii ki hakkını vermemiz gereken birkaç ülke de yok değil: İspanya, İrlanda ve Güney Afrika gibi ülkeler, güçlü itirazlarda bulunuyor ve hem hukuki hem de BM nezdinde adımlar atıyorlar. Tabii bir yanda da Müslüman ülkeler, “ılımlı olma” çağrısı yaparak günü kurtarmaya çalışıyorlar.

 

Bizim anavatanımıza gelince onlarda uzun süre sessiz kaldı ya da cılız tepkilerle, ama meydanlarda kocaman kocaman anlamsız sözlerle işi idare ettiler.

 

Ancak Türkiye’deki vicdan sahibi insanların tepkisi, diğer iç dinamikler ve muhalefetin ortaya koyduğu kanıtlar, İsrail ile ticaret yapıldığını açığa çıkarınca, ister istemez bu şeytanî eşkıya liderin ülkesiyle olan ticaret durduruldu.

 

Tabii ki gücün hüküm sürdüğü bir dünyada yaşıyoruz. “Güçlü” ne demek dersek, bunun yalnızca ekonomik, askeri ve teknolojik olarak kendine yeterli olmakla sınırlı olmadığını görürüz. Hepsinden öte, eğer iç barış, birlik ve beraberlik sağlanır ve dışa karşı tek yürek olunursa, hiçbir eşkıya sana ya da ülkene yan gözle bile bakamaz. İşte o zaman gerçekten güçlüsündür.

 

Tam da bu noktada, kutuplaşmayı siyasal bir araç olarak kullanan; toplumu ayrıştıran, halkı açlık ve yoksullukla baş başa bırakırken kendisi ayrıcalıklı ve şatafatlı bir yaşam süren ve demokratik süreçleri askıya alan liderlerin dikkate alması gereken önemli bir güç faktörü söz konusudur.

 

Gelelim dünyanın en uçuk, en psikopat ve en narsist çıkarcı eşkıyasına. Bu eşkıya iktidara geldiğinden beri, ülkesinde yaygın olan Kovboy kültüründen esinlenmiş, belki de atalarının kuralsızlığından bilemiyoruz, ama çıkar için bu ülke dünyaya yıllarca kan ağlatmıştır. Önce kendi ülkesinde Kızılderililerin soylarını tüketmiştir.

 

Devamında Vietnam’da, Hiroşima’da, Afganistan’da, Irak’ta ve şimdilerde gözüne kestirdiği yeraltı zenginliği olan tüm ülkelerde… Başlangıçta Suriye’yi küçük bir şeytan gibi paramparça etti.

 

Şimdi Venezuela, devamında Grönland, İran, Kolombiya ve daha nice göz diktikleri ülkeyi hedef alıyor. Bu büyük psikopat şeytanın dostluğuna da güven olmaz, düşmanlığına da.

 

Avrupalı ülkeleri bir kalemde sattı, NATO’da “korumam” diyerek, diğer sözde düşmanı olan Putin’e göz kırptı, Ukrayna’yı peşkeş çektiği gibi. Ve müttefiki olan Danimarka’nın özerk bölgesi Grönland için “İhtiyacımız var, onu alacağız. Bunun için gerekirse askeri harekât da masada, ekonomik yıkım da” diyerek, bir AB üyesine bunları söylerken diğer tüm AB ülkelerine gözdağı veriyor. Kimse de “Gık!” diyemiyor. Yani, “Ben güçlüyüm, uluslararası hukukmuş, BM’miş, evrensel değerlermiş, demokrasiymiş, hepsini yok sayabiliyorum” diyor.

 

Tabii kaynakların azaldığı bir dünyada ve nüfusu 8 milyarı geçmişken, masada bu tür eşkıyalar varken her türlü zulmü ve katliamı kaçınılmaz oluyor. Aslında dünyada çok şeytan var: Çinlilerin soydaşımız Uygurlara yaptıkları eşkıyalıklar, Irak’ta ve Suriye’de Türkmenlere yapılan eşkıyalıklar, Myanmar’daki Müslümanlara yapılan eşkıyalıklar… Say say bitmiyor.

 

Gelelim Hollanda’ya… Bizde de bir takım siyasi eşkıyalar var; vatandaşın ırkıyla, diniyle uğraşan, fırsat bulsalar bir saniye bile beklemeden etnik kökenlilerin hayatını cehenneme çevirebilecek eşkıyalar.

 

Çok şükür yurdumuzda, bu ve buna benzer eşkıyalara fırsat vermeyecek sayısız vicdanlı, demokrat Hollanda vatandaşı var.

 

Değerli okurlar, Anadolu’da bir söz vardır: “Bir dokun bin ah işit.” Benim bu bugünkü yazımda da öyle oldu gibi, hakkınızı helal edin.

Sağlıcakla, barış içinde, hür, demokrat ve sağlıklı kalın.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

The post Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz first appeared on Hollanda Haberleri.

Makalenin tamamını oku