“Adalet bunun neresinde Rukiye Hanım?”
Geçtiğimiz günlerde bir danışanım yaşadığı çok ağır ve yıpratıcı bir hayat hikâyesini anlattı. Yaşadıkları sadece bir olay değildi; içinde hayal kırıklığı, yalnızlık, değersizlik ve derin bir adaletsizlik duygusu vardı.
Konuşmasının sonunda bana dönüp şöyle dedi:
“Adalet bunun neresinde Rukiye Hanım?
Elinizi vicdanınıza koyun…
Bazı cümleler vardır; seans odasından çıktıktan sonra da sizinle yaşamaya devam eder.
Bu cümle de günlerce zihnimde dolaştı. Çünkü aslında sadece kendi hikâyesini anlatmıyordu. Hepimizin içinde zaman zaman sorduğu bir soruyu dile getiriyordu:
Neden insanlar birbirlerine bu kadar acımasız davranabiliyor?
Neden bir insan diğerinin acısını görmezden gelebiliyor?
Neden kendi çıkarlarımız uğruna başkalarının mutluluğunu, huzurunu ve hatta hayatını ikinci plana atabiliyoruz?
Psikoloji bize insanların doğuştan kötü olmadığını söyler. Ancak insanın vicdanı ve merhameti gelişim sürecinde şekillenir. Bir çocuk, duygularının görüldüğü, ihtiyaçlarının önemsendiği ve değer gördüğü bir aile ortamında büyüdüğünde empati kurmayı öğrenir.
Kendi acısının anlaşıldığını deneyimleyen çocuk, başkasının acısını da fark edebilir.
Fakat sevginin koşullu olduğu, eleştirinin yoğun olduğu, duyguların bastırıldığı veya ihmalin yaşandığı ailelerde büyüyen bireyler çoğu zaman hayatta kalmayı öğrenir; anlamayı değil.
Bazı insanlar çocukluklarında o kadar çok incinmiştir ki yıllar sonra başkalarını incittiklerinin farkına bile varamazlar. Çünkü kendi yaralarıyla meşguldürler. Bazıları için haklı olmak, mutlu olmaktan daha önemlidir. Bazıları için güçlü görünmek, adil olmaktan daha değerlidir.
Aile içinde sürekli kıyaslanan çocuklar zamanla rekabet etmeyi öğrenir. Duyguları küçümsenen çocuklar zamanla başkalarının duygularını küçümser. Sürekli haksızlığa uğrayan çocuklar
bazen büyüdüklerinde farkında olmadan aynı haksızlığı başkalarına yapabilirler.
Bu durum elbette yapılan yanlışları haklı çıkarmaz. Ancak anlamamıza yardımcı olur.
Bir başka neden ise çıkar odaklı yaşam kültürüdür.
Modern dünyada başarı, statü ve kazanç çoğu zaman vicdanın önüne geçebiliyor. İnsanlar bazen “Ben ne kazanacağım?” sorusunu o kadar çok soruyor ki “Karşımdaki ne hissedecek?” sorusunu unutuyor.
Oysa gerçek insanlık tam da burada başlar.
Vicdan, kimsenin görmediği yerde doğru olanı yapabilmektir.
Merhamet, haklı olsanız bile karşınızdaki insanın kalbini görebilmektir.
Adalet ise sadece mahkeme salonlarında değil; evlerde, iş yerlerinde, arkadaşlıklarda ve evliliklerde de gereklidir.
Bir anne çocuğuna adalet göstermediğinde, bir eş diğer eşin duygularını yok saydığında, bir kardeş diğer kardeşi değersiz hissettirdiğinde ya da bir yönetici çalışanını sadece bir araç gibi gördüğünde, görünmeyen yaralar oluşur. Ve bu yaralar bazen yıllarca taşınır.
Belki de toplum olarak kendimize yeniden şu soruyu sormamız gerekiyor:
Bir karar verirken gerçekten vicdanımızı dinliyor muyuz?
Yoksa sadece işimize geleni mi seçiyoruz?
Danışanımın o gün söylediği cümle hâlâ kulağımda:
“Elinizi vicdanınıza koyun.”
Belki de daha adil, daha huzurlu ve daha merhametli bir dünya için ihtiyacımız olan şey tam olarak budur. Çünkü bazen insanların en çok ihtiyaç duyduğu şey haklı çıkmak değil, görülmek; yargılanmak değil, anlaşılmaktır.
Ve unutmayalım ki adalet sadece bir hukuk kavramı değil, insan ruhunun da en temel ihtiyaçlarından biridir.
“Belki de bugün hepimizin ihtiyacı olan şey, haklı olduğumuzu kanıtlamaktan önce bir an durup elimizi vicdanımıza koyabilmektir.”
Sevgilerimle,
Uzm.Psikolog & Aile-Çift Terapisti
Rukiye Sultan Gür
The post Elinizi Vicdanınıza Koyun first appeared on Hollanda Haberleri.

4 saat önce
24












Dutch (NL) ·
Turkish (TR) ·