Dünya Kadar Dert

1 gün önce 57

 

Dün, yarım asrı geçmiş yaş günümü sevdiklerimle huzur içinde kutladım. Mumları üflerken, içimde tarifi zor bir sıkıntı belirdi: bir yanda hayatın bize sunduklarına duyduğum derin minnet, diğer yanda ise hepimizin sırtında taşıdığı o “dünya kadar derdin” ağırlığı.

Köşeme ne yazsam diye düşünürken, zihnim ve yüreğim ister istemez uzaktaki anavatanım Türkiye’ye gidiyor. O tanıdık, yakıcı dertler: geçim sıkıntısı çeken milletim, uçurum gibi büyüyen gelir adaletsizliği, ülkeyi çevreleyen emperyalist tehditler, terör belası… Tüm bu kaosun ortasında, insanlıkla bağnazlık arasında sıkışmış, kutuplaşmış bir toplum. Işığını kaybetmiş, adaletsizlik ve hukuksuzluk girdabında çırpınan bir memleket manzarası. Doğru giden hiçbir şey yokmuş gibi hissettiren o ağır atmosfer.

Sonra kendime, “Sen artık Hollanda’da yaşıyorsun,” diyorum. Ama doğduğum toprakları ve milletimi düşünmekten kendimi alamıyorum. Ne buradaki refahı şaşaalı bir düzen diye yüceltenlerden, ne de üç bin kilometre öteden Türkiye’nin tüm sorunlarını siyasi bir körlükle her gün iktidar ya da muhalefet taraftarı olarak karşılıklı eleştirenlerden olmak istiyorum. Belki de tam bulunduğum yerden, bu iki dünyanın kesişim noktasından yazmalıyım.

İşte bu yüzden, 2026’nın bu ilk günlerinde, Türkiye’nin yanı sıra Hollanda’nın gündemine bakmak istiyorum. Dün, yeni yaşımı kutlamak için arayan ve yazılarımın büyük bölümüne takip eden bir tanıdığım, “Mustafa Bey, sen burada eğitim görmüş, yöneticilik, iş adamlığı ve siyaset yapmış biri olarak, benim gibi Hollandacayı yeterince bilmeyenler için şu Hollanda’daki sorunları, kurulan hükümeti yazsan da biz bilgilensek…” dedi. Bu sözler üzerine, okurlarımın affına sığınarak biraz uzun bir yazı kaleme aldım.

Belki de tüm bu “dertler” evrenseldir ve bizler sadece farklı coğrafyalarda, aynı kederli melodinin varyasyonlarını dinliyoruzdur.

Hollanda’da “Polder Modeli” ve Yeni Azınlık Hükümeti

Ekim 2025’te yapılan erken seçimlerin ardından, dört aylık pazarlıklar sonucunda Hollanda’da yeni bir hükümet kuruluyor: D66, VVD ve CDA partilerinden oluşan bir azınlık koalisyonu. Seçimi kazanan partiler arasında yapılan uzun görüşmelerde, PvdA/GL partisine VVD lideri Dilan Yeşilgöz’ün, Ja21 partisine ise D66 lideri Rob Jetten’ın veto koyması üzerine bu üçlü yapı ortaya çıktı. “Neden azınlık?” derseniz, meclisteki 150 sandalyede mutlak çoğunluğa (76’ya) sahip değiller ondan. Ancak bu, Hollanda siyaseti için olağandışı bir durum değil. Aksine, ülke tarihinde sık sık azınlık hükümetleri veya dışarıdan desteklenen koalisyonlar görülmüştür.

Bu, Hollanda’nın ünlü “polder modeli”nin bir tezahürü: kutuplaşma yerine, farklı konularda farklı partilerle uzlaşarak, diyalog ve pazarlıkla ülkeyi yönetmek. Burası, başbakan dışında pek kimseyi tanımadığımız; milletvekilliğinin mantık ve izah dışı çıkarımlarla, iki yıl görev yapıp ömür boyu maaş güvencesi sağlamadığı; bürokratların bol maaşları, sendikaların ve odaların çeyrek asırdır değişmeyen başkanları, adam kayırmacılık gibi bizim aklımızın ucundan bile geçmeyen uygulamaların olmadığı; genel refah düzeyinin yüksek olduğu bir yarı-monarşidir.

Yeni Koalisyonun “Kısa ve Öz” Anlaşması Ne Getiriyor?

“Kısa ve öz” bir belge olarak sunulan koalisyon anlaşması, ülkenin öncelikli sorunlarına yönelik radikal sayılabilecek adımlar içeriyor. Belki de vatandaşı en çok doğrudan etkileyecek değişiklikler şu başlıklarda:

• Konut: 2029’dan itibaren her yıl 1 milyar avro sosyal konuta ayrılacak. Geliri artmasına rağmen sosyal konutta oturmaya devam etme sorununa müdahale edilecek.

• Savunma: Rusya-Ukrayna savaşı gölgesinde savunma harcamalarına 19 milyar avro ek yapılacak. Bu kaynağın önemli bir kısmı, tüm vatandaşlardan alınacak yeni bir “özgürlük katkısı” vergisi ile finanse edilecek.

• Sağlık ve Sosyal Güvenlik: Zorunlu sağlık sigortasındaki “kendi risk payı” 385 avrodan 460 avroya çıkıyor. İşsizlik maaşı süresi iki yıldan bir yıla inecek. “Şeker vergisi” hayata geçirilecek.

• İklim: Yenilenebilir enerjiye büyük yatırım yapılacak. Tartışmalı bir konu olan karbon emisyonlarının Kuzey Denizi’nde depolanması planları devam edecek.

• Göç: Daha sıkı kurallar getirilecek. Suç işleyen sığınmacılara karşı sert önlemler alınacak.

Bu anlaşma, Hollanda’nın yapısal sorunlara müdahale iradesini gösteriyor. Ancak reformların sosyal maliyeti, orta sınıfın sırtına yüklenecek gibi görünüyor. Azınlık hükümeti, bu paketi meclisten geçirebilmek için muhalefetle sürekli uzlaşmak zorunda kalacak.

Elbette Hollanda Cennet Değil

Elbette Hollanda’da da eksiklikler, karanlık yanlar var. Çoğu alanda ayrımcılık, ciddi bir konut krizi, hayat pahalılığı (Türkiye ile kıyaslanamaz düzeyde düşük olsa da), hava kirliliği, dünyadaki çatışmalara yaklaşımdaki çifte standartlar… Daha dün Utrecht’te iki Müslüman kadına yönelik polisin orantısız şiddeti, toplumdaki ayrımcılığın somut bir örneği.

Bir de bizim toplumumuzun buradaki hali var: Türkiye’deki gündemle tamamen meşgul, Hollanda’yla entegre olamamış, buradaki olaylardan bihaber ama anavatandaki adaletsizliklere vurdumduymaz kalan büyük bir kesim. Bir de son dönemde gelen, kendini ‘üstün’ nitelikli addeden ama Hollanda kanunlarından, kültüründen ve dilinden bir haber (Türkiye İngilizcesiyle) sadece miş gibi yaparak, egosu yüksek, “EXPAT” adı verilen yeni bir gurbetçiler… Onlar da yaşayarak hanyayı Konya’yı bizler gibi öğrenecek.

Konumuza dönersek, her çarpıklığına tuhaflığına rağmen Hollanda’da sistem işliyor. Hatta Hollanda’nın Karayip’teki Bonaire adasında bir mahkeme, devletin iklim değişikliğine karşı yetersiz önlem alarak insan haklarını ihlal ettiğine hükmedebiliyor. Refahın, paranın, ekonominin yüksek sembolü bu ülke bile, küresel sorunlar karşısında hesap veriyor.

Fakat Türkiye Aklıma Gelince…

İşte o zaman “hesap vermek” kavramı zihnimde acı bir dönüşüm geçiriyor. Akla, adam kayırmacılık, liyakatsiz atamalar, muhalefete uygulanan çifte standartlı hukuk geliyor. Adaletsizlik geliyor. Sesi yükseleni susturan bir “hukuk kılıcı”… Çifter çifter maaşlar, sayısız huzur hakları ama sorgulanmayan, denetlenmeyen bürokratlar… İktidarın tüm denetim mekanizmalarını devre dışı bırakarak kendine biçtiği dokunulmazlık ve hesap vermezlik…

Bir de, karşılaştırınca insanın içini burkan detaylar var: Son günlerde sıkça konuşulan, geçinemeyen milletvekili meselesi aklıma geliyor. 500 bin TL’yi bulan emekli ve milletvekili maaşına rağmen “geçinemiyormuş”, diğer yanda 20 bin TL ile geçinmeye emekliler… Ve iktidarın tarafının her işte öncelik, her kapıda iltimas…

İşte tüm bunları düşündüğümde, Hollanda’nın kusurlu ama işleyen sistemi içinde refahla yaşadığım gerçeği karşısında, içimde acı bir tebessümle karışık derin bir burukluk hissediyorum.

Sonuç Yerine: Paylaştığımız Tek Şey Acı Mı?

Peki, tüm bunları niye anlatıyorum? Belki de şunu fark ettiğim için: İster Amsterdam’da sosyal konut kuyruğunda bekleyen bir genç olun, ister İstanbul’da astronomik kiralarla boğuşan biri… İster Bonaire’de yükselen denizden korkan bir ada sakini, ister sınırında terör tehdidiyle yaşayan bir köylü…

Hepimiz, farklı ölçeklerde de olsa, benzer korkuların, belirsizliklerin ve adalet arayışının içindeyiz. Dünya, birbirine bağlı krizler ağıyla örülmüş durumda. Türkiye’deki sosyo-ekonomik sıkıntılar da, Hollanda’daki konut krizi de aynı küresel rüzgarlardan nasibini alıyor.

Evet, bu yaş günümde dert dünya kadar büyük. Yarım asırlık yaşamım bana en azından umudu ve her karanlık gecenin ardından daha aydınlık bir günün doğacağını öğretti. Geriye kalan zamanımızda bu umudu beslemekten başka seçeneğimiz var mı?

Umarım bu yazım hem Türkiye’deki hem Hollanda’daki gelişmeleri merak eden, Hollandacayı yeterli bilmeyen vatandaşlarımıza faydalı olur.

Sevgiyle, sağlıkla, dertsiz bir hafta dilerim.

Şimdilik hoşça kalın.

 

 

 

 

 

The post Dünya Kadar Dert first appeared on Hollanda Haberleri.

Makalenin tamamını oku