Dil sadece konuştuğumuz şey değil, kim olduğumuzun sessiz hafızasıdır

1 saat önce 13

 

İnsan diliyle yalnızca konuşmaz; diliyle düşünür, diliyle hisseder, diliyle hatırlar. Söylediğimiz her kelime, yalnızca bir anlam taşımaz; aynı zamanda geçmişten bugüne ulaşan kültürel bir izi de taşır. Bir annenin ninnisinde, bir halk türküsünde, bir atasözünde ya da günlük hayatta fark etmeden kullandığımız sıradan kelimelerde bile yüzyılların birikimi saklıdır. Dil, görünmeyen ama yaşayan bir hafızadır.

 

İnsan dünyayı önce diliyle tanır. Çocuk, çevresini kelimelerle anlamlandırır; sevgiyi, korkuyu, aidiyeti, özlemi dili aracılığıyla öğrenir. Ana dil bu nedenle yalnızca iletişim aracı değildir; insanın dünyaya açılan ilk kapısıdır. İnsan, hayatı ilk kez ana dilinin kelimeleriyle kavrar. Bu yüzden ana dil, sadece zihinsel değil, duygusal bir yurttur aynı zamanda.

 

Başka diller öğrenilebilir, farklı kültürler tanınabilir; insan yeni dillere açıldıkça ufku genişler. Ancak insanın iç dünyasında en derin yankıyı bırakan dil, ilk duygularını taşıyan dildir. Çünkü insan en saf acısını, en gerçek sevincini, en derin özlemini ana dilinde hisseder. Ana dil, insan ruhunun en dokunulmaz alanlarından biridir.

 

Bir dilin zayıflaması ya da yok olması, yalnızca kelimelerin kaybı anlamına gelmez. Bir toplumun hafızasının, düşünme biçiminin, hayata bakışının silinmesi anlamına gelir. Her dil, insanlığın ortak hafızasında benzersiz bir renktir. O renk kaybolduğunda yalnızca bir toplum değil, bütün insanlık yoksullaşır.

 

Bu nedenle çok dillilik, sadece eğitimsel ya da toplumsal bir mesele değildir; aynı zamanda insan onuru meselesidir. Bir insanın kendi diliyle var olabilmesi, kendi kimliğiyle kabul görmesi demektir. Bir çocuğun ana dilini değersiz görmek, onun geçmişini değersiz görmek demektir. Oysa her dil, insanlığın ortak mirasına açılan ayrı bir kapıdır.

 

Dil insanın evidir. İnsan o evde büyür, düşünür, anlam kazanır. Başka diller öğrenmek yeni pencereler açar; fakat insanın içindeki en derin oda her zaman ana dilinin sesini taşır. Çünkü insanın kimliği çoğu zaman kelimelerinin arasında gizlidir.

 

Ve bu yüzden dil, yalnızca konuştuğumuz bir araç değildir;

dil, insanın geçmişini bugüne taşıyan, kimliğini görünmeden koruyan sessiz hafızasıdır.

Bir insanın diline dokunmak, hafızasına dokunmaktır.

Bir toplumun dilini zayıflatmak, ruhunu zayıflatmaktır.

Çünkü kelimeler kaybolduğunda, yalnızca sesler değil, insanın kendinden parçalar da kaybolur.

“Bir insanın diline dokunmak, hafızasına dokunmaktır. Bir toplumun dilini zayıflatmak, ruhunu zayıflatmaktır.”

“Dilini kaybeden bir toplum, sadece kelimelerini değil, kendini de kaybeder.”

Dostça selamlarımla,

Kamil Kopuz

Kkopuz53@gmail.com

 

 

 

 

 

 

The post Dil sadece konuştuğumuz şey değil, kim olduğumuzun sessiz hafızasıdır first appeared on Hollanda Haberleri.

Makalenin tamamını oku