Seçimlere beş kala eski defterler yine karıştırılmaya başlandı. Sanki birileri bunu özellikle deşeliyor. Ama sonuçları hep bunları temcit pilavı gibi önümüze getirenlerin aleyhine oluyor. Kim bilir, belki de öyle olmasını istiyorlardır.

İlk olarak geçen hafta, daha önce İkinci Meclis tarafından tanınan, ancak hükümetin tanımamakta ısrar ettiği sözde Ermeni soykırımı meselesi geldi gündeme. Hristiyan Birlik Partisi (CU) girişimiyle hükümetin de aynı tavrı alması için önerge verildi. Önergenin sonucu zaten belliydi, ama hükümetin ne yapacağını zamanla göreceğiz. Benim kanaatim hükümetin sağduyulu davranmaya devam edeceği yönünde.

İkincisi “Erdoğan’ın kolu mu uzun yoksa Lahey’in kolu mu kısa” başlığıyla 24 Haziran 2018’de yayınlanan eski bir makale. Durup dururken eski bir yazının neden tekrar servis edildiğini düşünürken, peşinden Terörizmle Mücadele ve Güvenlik Milli Komitesi’nin (NCTV) basına sızan bir raporuyla amaç biraz olsun netleşti. Sızan rapora göre Erdoğan’ın Hollanda’da selefiliğin yükselişinde önemli rolü dolayısıyla kaygı duyulduğuna vurgu yapılıyordu. Rapor, Erdoğan karşıtları dahil her kesimden olumsuz eleştiriler aldı. Rapordaki ifadeler raporu yazanların hem Türkiye hem de Hollanda Türkleri konusunda oldukça yanlış bilgilere sahip oldukları, Türkiye ile farklı sebeplerle ilgilenen bir çok kişi tarafından dillendirildi. Rapor Erdoğan’ı selefilikle  ilişkilendirilmesi yüzünden kendi kendisini diskalifiye etti etmesine de, buna mal bulmuş mağrip gibi sarılanlar da oldu. Kendi kendisini diskalifiye etmiş bir rapor için fazla söze gerek yok diyerek Hollanda Türk toplumuna ne gibi etkileri olacağına bir göz atalım.

90’ların başından itibaren göçmenlerin uyumunun başarısız olduğu yönünde, gerek popülist politikacılar gerekse bazı aydınlar tarafından mütemadiyen iddialar dillendirildi. İlk etapta Türkler hedefte değildi, ancak 2000’lerden itibaren onlar da tartışmaların içine edilgen olarak çekildiler. Münferit davranışlar sanki toplumun geneli tarafından benimsenmiş gibi bir algı yaratılmaya çalışılırken özellikle gençlerin yoğun tepkisiyle karşılaştılar. Maalesef bu tepkiler tartışmalara iştirak ederek değil de, kendilerini geriye çekerek toplumdan tecrit etme şeklinde oldu. Daha sonra Türkiye’de Ak Parti’nin yükselişi ve her alanda ciddi atılımların yapılması onların yönlerini Türkiye’ye çevirmesine sebep oldu. Türkiye aslında sembolikti onlar için. Daha önce tatile gittikleri, ebeveynlerinin geldikleri ülke gitmiş yerine hem gurur hem de aidiyet duydukları bir ülke gelmişti. Gençler günden güne Hollanda’dan soğumaktaydılar. Türkye’deki iç siyasetle yoğun ilgilenilirken, Hollanda siyasetine sadece Türkiye ile bağlantılı olması halinde ilgi gösteriliyordu. Kısaca özetlemek gerekirse Hollandalı siyasetçiler ve aydınlar kaş yapayım derken göz çıkarmışlardı.

Tabii ki tek sebep uyum meselesindeki gerçelerle bağdaşmayan ifadeler değildi. İş pazarındaki ayrımcılık, siyasi katılıma yapılan olumsuz müdahaleler, problemli toplum algısının yaratılmak istenmesi ve Türkiye’ye karşı takip edilen iki yüzlü politikalar da bu duruma gelinmesinde etkili oldu. Artık eşit vatandaşlar olduklarını gösterme zamanı gelmişti. Ama bu nasıl olacaktı? Buna pek kafa yoran da olmamıştı. Derken PvdA’da Selçuk Öztürk ve Tunahan Kuzu, yine PvdA’lı bakan Asscher’ın Motivaction şirketine hazırlattığı ve Türk gençlerin ezici bir çoğunluğunun IŞİD’ci olduklarına dair ifadelerin yer aldığı rapora itirazları sonucu partilerinden atıldılar. Bu toplumda büyük bir infial yarattı. Geçmişte de aynı durum defalarca tecrübe edildiği için mevcut siyasi yapılarda siyaset imkanının olmadığı kanaati oluştu.

Tunahan Kuzu ve Selçuk Öztürk dönem sonuna kadar kendi isimleriyle Meclis’te göreve devan ederken, bugünkü Denk’in temellerini de attılar. Onlara özellikle gençler olmak üzere büyük katılımlar oldu. Değişik siyasi partilerde yıllarca çalışmış olan birçok Türk siyasetçi Denk’e yöneldiler. Denk ilk defa girdiği seçimlerde üç sandalye kazanarak büyük bir başarı elde etti. Beklentiler büyüktü. Başta Türk toplumu olmak üzere azınlık toplumlarını rahatsız eden konularda onların sözcülüğünü yaptılar. Genel seçimlerde gösterdikleri başarıyı belediye meclislerinde de gösterdiler ve bir çok şehirde temsilcilerini meclislere soktular. Ancak İl Genel Meclisleri ve Avrupa Parlementosu seçimlerinde seçmenlerini sandığa götürmeyi başaramadılar. Bunun ciddi bir özeleştirisi yapılamadan da parti içinde ciddi sıkıntılar yaşandı. Şimdilerde savaş baltalarının gömüldüğü ve tekrar asli göreve dönüldüğü imajı veriliyor, ancak seçmenlerin tepkisini seçim sonuçlarında göreceğiz. 

Yazımın başında ifade ettiğim ve şimdilerde yine temcit pilavı gibi önümüze gelen konular, Denk’e al at diye yapılmış kafa pasları niteliğinde. Diğer partilerin Türkler lehine tavır koymayacağı ortada.  Bırakın lehte tavır almayı, bazıları fırsattan istifade Türklere ve Türkiye’ye vurmayı tercih ettiler. Haliyle Denk’in karşı tavrı gençlerin gönlünü okşayacak ve Denk’e yönelmelerini sağlayacak. Ben buna Denk’e mecbur edilmek diyorum. Bakalım seçmenler nasıl düşünüyor? 

Ahmet Suat Arı

17 Şubat 2021





Source link