DAVA İNSANLIK DAVASI

1 hafta önce 5

Yurdumuz Hollanda’nın sunduğu refah içinde mübarek Ramazan’ı huzur içinde geride bıraktık. Ancak dünyanın sorunları gün geçtikçe katlanarak artıyor. Duyarsız kalmak bana göre bir insanlık suçudur. Onun için bu köşeden en yüksek sesle haykırıyorum: Bu dava, insanlık davasıdır diye haykırıyorum.
Değerli okurlarım, şiddetin coğrafyası yoktur; ancak coğrafyaların, toplumların ve onları yönetenlerin şiddete çıkar ilişkileri utancı vardır.

Dünya yine bir vicdan sınavından geçiyor. Dünyayı yöneten kuralsız zalimler ve onları destekleyen basiretsiz yöneticiler oldukça çok, bu şiddet ne ilk ne de son olacaktır. Ancak her seferinde aynı tabloyu izlemek insanın içini acıtmaya yetiyor.

Şiddet, kuralsızlık ve canilik; devletleri yöneten zalimlerin elinde meşruiyet kılıfına bürünüyor. Irk, renk, mezhep, din, dil, bölge vs… Bunların hiçbiri gerçekte bir dava değildir; sadece iktidar hırsının perde arkasındaki süslemelerin görüntüsüdür.

Dün Afganistan’dı, Irak’tı, Libya’ydı, Gazze’ydi, Suriye’ydi… Ve her zaman canımızı yakan Doğu Türkistan’dı.

Bugün ise İran. Aynı şer odakları, aynı senaryo, farklı coğrafyalar. Yerle bir edilen kentler, sayısız masumun ölümü, göçler ve kaos, susturulmaya çalışılan sesler… Kim bilir, yarın sıra hangi ülkeye gelecek? Bu sorunun cevabını aslında bilmeyen de yok.

Sıra; sesini yükseltmeyen, iç barışını bozan, demokrasiyi, kurumlarını yok eden ve meşruiyetini emperyalistlerden alan her ülkeye er yada geç geleceklerdir.

Ukrayna bu listenin dışında mı? Elbette değil. Sebebi ne olursa olsun, Ukrayna’da da akan kan, ölen çocuklar, yıkılan şehirler var. Orada da ayrı bir zalimin saldırısı söz konusu. Ancak ne hikmetse küresel kamuoyunun vicdanı orada daha hızlı ve farklı harekete geçiyor.

Peki ya Ortadoğu’da? Ya İran’da?
Ortadoğu’yu, içimize yerleştirilen “Lawrence”lar aracılığıyla Osmanlı’dan koparanlar; kendi başa getirdikleri satılmış liderler ve çizdikleri sınırlar işlerine gelmeyince, bugün de işbirlikçi yöneticilerle ve bu günün imam/hoca kiralanmış kalemler ve parayla tutulmuş sosyal medya şarlatanları borazan Lawrence’larıyla bu sınırları yeniden şekillendiriyor, daha acımasız liderleri başa getiriyorlar.

Burada İran’a ayrı bir parantez açmak isterim. Mollan rejimini bir önceki yazımda da belirttiğim gibi anti-demokratik yapıları ve vatandaşlarına uyguladıkları zulüm nedeniyle hiç sevmiyorum.

Ancak İran halkı, köklü bir devletin asil milleti olduğunu bu savaşta, tabiri caizse yedi düvelle mücadele ederek ortaya koymuştur. Konu vatan olduğunda, içimizdeki ayrılıkları ve haksızlıkları bir kenara bırakarak 2500 yıllık devlet geleneğine sahip bir millet olduklarını göstermişlerdir.

Ancak emperyalistlerin kurduğu ülkeler ve Türkiye, ne yazık ki bu iradeyi bir İspanya kadar gösterememiştir.

İşte asıl vicdan yaralarını açan da bu: Kendini “İslam ülkeleri” diye tanımlayan 12 ülke, 19 Mart 2026 tarihinde Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da bir araya gelerek ortak bir bildiri yayınladı. Suudi Arabistan, Bahreyn, Mısır, Ürdün, Kuveyt, Lübnan, Pakistan, Katar, Suriye, Birleşik Arap Emirlikleri, Azerbaycan ve beni büyük hayal kırıklığına uğratan anavatanım Türkiye bu bildiriye imza attı.
Peki bu bildiride ne yazıyordu? İran’ın bölge ülkelerine yönelik balistik füze ve insansız hava aracı saldırıları kınanıyor; İran’dan saldırılarını derhal durdurması, uluslararası hukuka saygı göstermesi ve Hürmüz Boğazı’nda seyrüseferi tehdit etmekten kaçınması isteniyordu. Üstelik bildiride, BM Şartı’nın 51. maddesi uyarınca saldırıya uğrayan ülkelerin meşru müdafaa hakkı olduğu vurgulanıyor.

Saldırgana değil, saldırılan hedefe yönelen bir kınama. Sanki saldırıyı meşrulaştıracak, faili ödüllendirecek bir çaba. Bu, siyasetin değil, siyasetsizliğin adıdır.

Bu bildiride en büyük haksızlık ve bir insan olarak zoruma giden taraf ise şu: Bildiri sadece İran’ı hedef alıyor, savaşı başlatan ABD ve İsrail’i ise görmezden geliyor, âdeta onları ödüllendirircesine bir metin. Anavatanımızda meydanlarda farklı söylemleri ABD ve İsrail’i kınayan sözleri olsa da, ülkem bu bildiriye imza atarak beni  ve vicdani olan herkesi büyük bir hayal kırıklığına uğrattı. Yaş yarım asırı geçince artık şaşırmıyorsun, elbet bir siyasetçinin söylediği gibi ağır sözleri siyaseten söyledim kızma olur mu demesi gibi sahada başka gerçekte başka davranılıyor.

İran’a yönelik saldırılara karşı suskun kalan bu ülkelerin tutumu, sadece bir dış politika tercihi değil, aynı zamanda bir ahlaki çöküşün de yansımasıdır. Resmî ülke politikaları, maalesef bu tabloyu perçinliyor. Bazı İslam ülkeleri, bölgesel rekabeti insanlık onurunun ve mezhepçilik önüne koyan bir anlayışla hareket ediyor. Hepsini toplayansan bir İspanya olamadılar!

Oysa İspanya Başbakanı Pedro Sánchez, geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada, “Uluslararası hukukun ihlali nerede gerçekleşirse gerçekleşsin, buna karşı durmak Avrupa’nın ortak sorumluluğudur” diyerek net bir tavır sergiledi. İspanya’nın resmî duruşu, diplomasinin dilini şiddetin değil, barışın yanında konumlandırıyor. Bu tutum, Avrupa içinde de ses buluyor. Ancak yeterli mi?

Avrupa Birliği ise bambaşka bir ikilemin tam ortasında. Bir yandan ABD’nin Hürmüz Boğazı’nın açık tutulması yönündeki taleplerine teknik destek vermeye hazırlanıyor, diğer yandan bölgede tırmanan gerilim karşısında ortak bir ses çıkaramıyor. AB ülkeleri, enerji güvenliği ile insani duruş arasında sıkışmış vaziyette. Bazı AB ülkeleri, açıktan destek vermese de, deniz güvenliği operasyonlarına lojistik katkı sunmayı değerlendiriyor. Bu, “tarafsızlık” değil, tercihli bir sessizliktir.
Bu insanlık dramına bizim Anadolu’nun şairi Âşık Veysel ne güzel söylemiş
Veysel sapma sağa sola
Sen Allah’tan birlik dile
İkilikten gelir belâ
Dâva insanlık dâvası
İkilikten bela gelir. Bölünmüşlükten, ayrışmadan, “benim mazlumum senin mazlumundan daha değerli” anlayışından bela gelir diyor.

Bu ikiliği yapanlara teşebbüs edenlere duyurulur.

Oysa dava, insanlık davasıdır. Mazlumun coğrafyası, dili, dini mezhep olmaz. Zulüm neredeyse, orada ona karşı durmak gerekir.
Bugün İran’a yapılanlar, yarın başka bir ülkeye yapılacakların habercisidir.
Bu şiddete sessiz kalanlar, kendi sessizlikleriyle yârin yargılanacaktır.

Uluslararası toplum, özellikle de İslam ülkeleri ve Avrupa Birliği, insanlık davasını sahiplenmek zorundadır. Kimi zaman ABD’nin talepleri, kimi zaman enerji koridorları, kimi zaman bölgesel rekabetler… Tüm bu hesapların ötesinde, akan kanın durdurulması, saldırganların caydırılması ve hukukun üstünlüğünün tesisi ortak insanlık borcumuzdur.
Ulu önderimiz Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ümüzün dediği gibi

“Yurtta sulh, cihanda sulh”
prensibini savunmazsak, kimbilir yarın sıra kime gelecek diye sormak zorunda kalabiliriz.
Gününüz güzel vicdanlı, ahlaklı ve sağlıklı kalın

The post DAVA İNSANLIK DAVASI first appeared on Hollanda Haberleri.

Makalenin tamamını oku