Bu söz, yalnızca bir yönetim biçimini değil, devletin kime ait olduğunu anlatır.
Milletin kendi geleceği hakkında karar verme hakkını ortaya koyar. Cumhuriyet, sadece bu hakkın bir hanedanın elinden alınarak millete verilmesi değildir; Türk milletinin özgür yaşama iradesinin de beyanıdır.
29 Ekim 1923’te ilan edilen Cumhuriyet, uzun ve çetin bir mücadelenin sonucuydu.
Osmanlı İmparatorluğu savaşlarla yıpranmış, halk yoksullaşmış, ekonomik bağımsızlık büyük ölçüde zedelenmişti. Demiryolları, limanlar ve şehir hizmetlerinin önemli bir bölümü yabancı şirketlerin imtiyazlarıyla işletiliyordu. Ülke, kendi kaynakları üzerinde söz sahibi olmakta bile güçlük çekiyordu.
Birinci Dünya Savaşı’nın ardından Anadolu işgal edildi. İstanbul Hükümeti teslimiyeti kabul ederken Mustafa Kemal ve arkadaşları, kurtuluşun milletin iradesine dayanması gerektiğini savundu. Amasya’dan Erzurum’a, Sivas’tan Ankara’ya uzanan mücadele, 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılmasıyla yeni bir aşamaya geçti. Artık millet, kendi kaderi hakkında karar verecek bir Meclise sahipti.
30 Ağustos 1922’de kazanılan zafer, bağımsızlığın yolunu açtı. 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet ilan edildi. Saltanatın yerini millet egemenliği aldı. Devletin kaynağı artık bir hanedan değil, milletti.
Ne var ki siyasi bağımsızlık, tek başına yeterli değildi. Ekonomik bağımsızlık sağlanmadan bağımsızlığın kalıcı olması mümkün değildi.
Cumhuriyet yönetimi demiryollarını ve limanları millîleştirmek, yeni demiryolu hatları kurmak, sanayiyi geliştirmek için harekete geçti. Sümerbank ve Etibank gibi kurumlar bu anlayışın ürünüydü.
S1926’da yürürlüğe giren Kabotaj Kanunu’yla Türkiye kıyılarındaki deniz taşımacılığında millî egemenlik güçlendirildi.
Mesele yalnızca fabrika kurmak, demiryolu yapmak değildi. Mesele, ülkenin ekonomik geleceğine kimin karar vereceğiydi.
Cumhuriyet, toplum düzenini de değiştirmeyi hedefledi. Eğitim birliği, laik hukuk düzeni ve kadınların siyasal hakları bu dönüşümün temel adımlarıydı.
Yurttaşın doğduğu aileye, taşıdığı unvana ya da inancına göre değil, hukuk karşısındaki konumuna göre değerlendirildiği bir düzen kurulmak isteniyordu. Savaşlardan yoksul çıkmış bir ülkede çağdaş bir toplum yaratma mücadelesi veriliyordu.
Bunların hiçbiri kendiliğinden gerçekleşmedi. Cumhuriyet, ağır bir mirasın içinden doğdu; kazanımları emekle ve mücadeleyle elde edildi.
Bugün Cumhuriyeti yalnızca sandığa indirgeyenler, millî egemenliğin anlamını gözden kaçırıyor. Seçim, millet iradesinin ortaya çıkma yollarından biridir. Sandıktan çıkmak, devleti kendi mülkü sayma hakkı vermez. Çoğunluk olmak, hukukun üstünde olmak demek değildir.
Cumhuriyet, iktidarın el değiştirmesinden ibaret değildir. İktidarın sınırlandırılması, hukukun üstünlüğü ve yurttaşın haklarının güvence altında olmasıdır. Devletin sahibi iktidar değil, millettir.
29 Ekim’i kutlamak, yalnızca geçmişte kazanılmış bir zaferi anmak değildir. Cumhuriyetin hangi koşullarda kurulduğunu ve hangi ilkeler üzerine yükseldiğini hatırlamaktır. Aynı zamanda o ilkelerin gereğini yerine getirmektir.
Çünkü egemenlik, bir kez ilan edilip kendi hâline bırakılacak bir söz değildir. Onu yaşatmak, milletin iradesini her koşulda savunmakla mümkündür.
Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.
The post Cumhuriyet, Milletin İradesidir first appeared on Hollanda Haberleri.

55 dakika önce
8











Dutch (NL) ·
Turkish (TR) ·