Çocuklarımız hata yaptığında çoğu zaman ilk refleksimiz düzeltmek olur.
Yanlış yaptığı bir ödevi düzeltmek, bir işi daha düzgün yapması için müdahale etmek, yanlış bir karar vereceğini düşündüğümüzde onu vazgeçirmek…
Bunların arkasında çoğu zaman koruma isteği vardır.
Çocuğun zorlanmasını istemeyiz.
Üzülmesini istemeyiz.
Başarısızlık hissetmesini istemeyiz.
Fakat burada üzerinde düşünmeye değer önemli bir soru vardır:
Çocuğun hata yapmasını engellediğimizde, onu gerçekten koruyor muyuz; yoksa öğrenebileceği bir deneyimi de elinden mi alıyoruz?
Çünkü hata yapmak, gelişimin doğal bir parçasıdır.
Bir çocuk yeni bir beceri öğrenirken yanlış yapar.
Bir kelimeyi yanlış söyler.
Bir problemi yanlış çözer.
Bir arkadaşına uygun olmayan bir cümle kurar.
Bir plan yapar ve düşündüğü gibi gitmez.
Bazen de bizim önceden tahmin edebildiğimiz bir sonucu kendisi yaşayarak görür.
Yetişkin olarak bunları izlemek kolay değildir.
Çünkü biz çoğu zaman sonucun ne olacağını önceden görebiliriz.
“Böyle yaparsan olmaz.”
“Ben sana söylemiştim.”
“Onu öyle yapma.”
“Ver, ben yapayım.”
Bu cümleler çok tanıdıktır.
Ve bazen gerçekten gereklidir.
Elbette çocuğun güvenliğini tehdit eden, ciddi zarar doğurabilecek durumlarda yetişkinin müdahalesi gerekir.
Fakat her hata tehlike değildir.
Her yanlış karar da önceden engellenmesi gereken bir durum değildir.
Bazen çocuğun kendi deneyimiyle fark etmesi gereken şeyler vardır.
Çünkü bir bilgiyi duymakla, onu yaşayarak öğrenmek aynı şey değildir.
Bir çocuk ödevini son dakikaya bıraktığında bunun yarattığı stresi kendisi deneyimleyebilir.
Bir eşyasını sürekli unutuyorsa, bir gün gerçekten ihtiyaç duyduğunda yanında olmamasının sonucunu yaşayabilir.
Bir arkadaşına kırıcı davrandığında, ilişkinin bundan nasıl etkilendiğini görebilir.
Bu deneyimlerin hiçbiri keyifli değildir.
Ama öğrenme her zaman keyifli bir süreç olmak zorunda da değildir.
Bazen çocuk, “Bunu böyle yaptığımda böyle oldu” ilişkisini yaşayarak kurar.
İşte hata tam da burada bir anlam kazanır.
Hata, yalnızca yanlış yapılan şey değildir; doğruyu bulmaya giden sürecin de bir parçasıdır.
Ebeveyn için zor olan ise çocuğun yanlışını görüp hemen düzeltmemektir.
Çünkü müdahale etmek bize kontrol hissi verir.
Doğru yolu göstermek isteriz.
Zaman kaybetmesin isteriz.
Bizim yaptığımız hataları yapmasın isteriz.
Fakat çocuğun bütün hatalarını önceden engellemek mümkün değildir.
Üstelik her şeyi önceden düzelttiğimizde çocuk kendi kararlarının sonuçlarıyla daha az karşılaşabilir.
Bir süre sonra da başka bir risk ortaya çıkar:
Çocuk doğruyu bulmak için kendi düşüncesine değil, sürekli yetişkine bakmaya başlayabilir.
“Doğru mu yaptım?”
“Böyle mi olacak?”
“Sen söyle.”
“Ben yapamıyorum.”
Oysa çocukların yalnızca doğru yapmaya değil, yanlış yaptıktan sonra ne yapacaklarını öğrenmeye de ihtiyaçları vardır.
Hata yaptıktan sonra tekrar denemek.
Yanlışını fark etmek.
Gerekirse özür dilemek.
Bir planı değiştirmek.
Yardım istemek.
Ve en önemlisi, hata yaptığı için kendisini tamamen başarısız görmemek.
Çünkü hata ile değersizlik aynı şey değildir.
Bu ayrım çocuklukta öğrenilebildiğinde, çocuk zamanla şu düşünceyi geliştirebilir:
“Yanlış yapabilirim ve yine de yeniden deneyebilirim.”
Belki de ebeveyn olarak çocuklarımıza verebileceğimiz en önemli alanlardan biri budur.
Kusursuz olma zorunluluğunun olmadığı bir alan.
Bir şeyi ilk seferde yapamamanın normal olduğu bir alan.
Hatanın hemen eleştiriyle karşılanmadığı, ama görmezden de gelinmediği bir alan.
Burada amaç çocuğun yaptığı her şeyi onaylamak değildir.
Hata yapmak ile sorumluluk almamak aynı şey değildir.
Çocuğun yanlışını fark etmesine yardımcı olabiliriz.
“Burada ne oldu?”
“Bir daha olsa neyi farklı yapardın?”
“Sence bunu nasıl düzeltebiliriz?”
Bu sorular bazen uzun açıklamalardan daha öğretici olabilir.
Çünkü cevabı doğrudan vermek yerine çocuğu düşünmeye davet eder.
Ebeveyn olarak bizim için de başka bir soru ortaya çıkar:
Çocuğum hata yaptığında, onun öğrenmesine mi odaklanıyorum; yoksa hatanın hiç olmamasına mı?
Bu ikisi arasında önemli bir fark vardır.
Hatanın hiç olmamasını hedeflediğimizde, çocuğun deneme alanını da daraltabiliriz.
Öğrenmeye odaklandığımızda ise hata, konuşulabilir ve düzeltilebilir bir deneyime dönüşür.
Elbette her çocuk farklıdır.
Her yaşın kaldırabileceği sorumluluk ve sonuç aynı değildir.
Bu nedenle amaç çocuğu kendi hâline bırakmak değil; yaşına uygun durumlarda biraz geri çekilip onun düşünmesine fırsat vermektir.
Geçen yazıda “çocuğun yerine ne kadarını yapıyoruz?” diye sormuştuk.
Belki bu sorunun bir adım sonrası da şudur:
Onun yerine yapmadığımızda, yanlış yapmasına ne kadar izin verebiliyoruz?
Çünkü çocuklarımızı bütün hatalardan koruyamayız.
Ama hata yaptıklarında dünyanın sonu olmadığını gösterebiliriz.
Bazen şöyle diyebilmek yeterlidir:
“Olmadı. Peki şimdi ne yapabiliriz?”
Belki de çocukların ihtiyaç duyduğu güven tam olarak burada başlar.
Her zaman doğru yapacaklarına güvenmek değil;
yanlış yaptıklarında da yeniden deneyebileceklerine güvenmek.
Kimya Çiftçi Dumlu
Psikoloji Yüksek Lisans Mezunu • Sosyolog • Aile Danışmanı
Çocuk Gelişimi • Aile ve Ebeveynlik Çalışmaları
The post Çocuğun Hata Yapmasına Ne Kadar İzin Veriyoruz? first appeared on Hollanda Haberleri.

2 gün önce
41











Dutch (NL) ·
Turkish (TR) ·