Bu yazıyı kaleme aldığım bugün, 6 Şubat, Kahramanmaraş depreminin acılı yıl dönümü. O günü dün gibi hatırlıyor; kaybettiğimiz on binlerce canın ıstırabını ve yardım çığlıklarını “KIMSE YOK MU” hâlâ duyuyorum. Resmi rakamlara göre 53.537 canımızı kaybettik, 107.213 canımız yaralandı. Bazı kaynaklar ise kayıpların 100 bini aştığını söylüyor. İhmali, suistimali ve hukukun tıkanan çarklarını gördük.
Bir gün gerçek rakamların ortaya çıkacağına ve kusurluların hesap vereceğine inanıyorum. Bu dünyada olmazsa, inanan biri olarak, adaletin her iki âlemde de tecelli edeceğine güvenim tam.
Bu acılı günde, deprem gibi doğal bir afetin ardındaki insan kaynaklı felaketleri, bina çürüklüğünü, imar affını ve günlerce geciken yardımları bir kez daha hatırlıyor; tüm kayıplarımıza rahmet, yaralılarımıza şifa diliyorum. Bu ihmallerde rolü olanlar, eğer dünyevi adalet onlara ulaşmazsa, ilahi adalete havale edilmiştir.
Bugün kaleme alacağım konu ise, depremdeki fiziksel çöküşten farklı, insanlığın ahlaki ve vicdani zemininde açılan başka bir uçurum: Jeffrey Epstein dosyası ve onun temsil ettiği lağım çukurunu kaleme alacağım.
Bu, ne sadece bir pedofili vakasıdır ne de münferit bir suç hikâyesi. Epsteinizm diyebileceğimiz, belgeli, örgütlü, uluslararası ve insanlık dışı şeytani bir suç sistemidir. Siyasetin, sermayenin, hukukun, medyanın ve istihbaratın kirli buluşma noktasıdır. Öyle berbat ve aşağılık bir yapı ki, şeytanı bile ayakkabısını ters giydirir türünden.
Epstein vakası yıllardır biliniyordu: Çocukları sistematik biçimde istismar ederek kurduğu uluslararası ağ, elitlerin koruması altında büyüdü. Ancak süreç, adaletin yüzüne inen bir tokat gibi ilerledi: Somut delillere rağmen hafif bir ceza aldı, cezasının büyük kısmını ayrıcalıklı koşullarda çekti ve nihayetinde 2019’da tutuklu bulunduğu hücrede şüpheli bir şekilde öldü. Bu ölüm, hukuki süreci bıçak gibi kesti.
Ancak cin şişeden tam çıkmamıştı. Önce hacker grubu Anonymous, Epstein’ın Donald Trump da dahil olmak üzere ilişkilerine dair belgeler sızdırdı. Ardından, 1 Şubat 2026’da, ABD Adalet Bakanlığı yaklaşık 3 milyon belgeyi (bir kısmı sansürlü) kamuoyuna açıkladı. Bu belgelerin İsrail istihbaratı Mossad tarafından derlenip sızdırıldığı ve İran’a yönelik politik baskı aracı olarak kullanıldığı yönünde güçlü iddialar var.
Türkiye’ye gelince; bu dosyada birçok kişi, Epstein ismiyle gazeteci Ümit Kıvanç’ın “Bir Erkeklik ve Zenginlik Öyküsü” yazıları sayesinde tanıştı. Kıvanç’ın üç saptaması, olan biteni özetler niteliktedir:
1. Bu, erkeklik, iktidar ve sınırsız zenginliğin en çirkin bileşimidir. Küçük kız çocukları sistematik olarak istismar edilmiş, kurbanlar yeni kurbanlar bulmaya zorlanarak korkunç bir döngü yaratılmıştır.
2. Epstein’ın etrafındaki kadınların konfor ve statü uğruna bu şiddete göz yumması, derinlemesine irdelenmesi gereken bir suç ortaklığıdır.
3. Onlarca delil ve tanığa rağmen alınan sembolik ceza ve gizli anlaşmalar, ABD adalet sisteminin güçlüler karşısında nasıl işlevsiz kaldığının kanıtıdır.
Netflix’teki “Jeffrey Epstein: Filthy Rich” belgeseli, bu iktidar yapısının gazetecileri ve avukatları nasıl tehdit ettiğini, soruşturmaların nasıl engellendiğini tüm çıplaklığıyla gözler önüne serdi. Epstein öldü, ama lağım ağı dağılmadı. Gerçekler, kontrollü bir şekilde, damla damla ortaya çıkıyor.
TÜRKİYE AYAĞI: SORULAR VE ŞÜPHELER
Bu küresel skandalın Türkiye’ye uzanan kolları, endişe verici sorular doğuruyor.
1. Belgelerde Geçen Doğrudan İsimler ve Mekanlar:
Açıklanan belgelerde, Türkiye’den iki isim dikkat çekiyor: İhlas Holding CEO’su Ahmet Mücahit Ören ve Rixos otellerinin sahibi Fettah Tamince. Belgeler, Antalya’daki Rixos Premium Belek Oteli’nin Epstein’ın kurbanları için bir buluşma noktası olarak kullanıldığını iddia ediyor. “Sebla Soydan” adlı bir kişinin, kızlarla ilgili “eğitim”den bahsettiği bir e-postaya yer veriliyor.
2. Kayıp Çocuklar ve Bebek Ticareti İddiaları:
Epstein dosyası, Türkiye’de on yıllardır süren “kayıp çocuk” ve “bebek ticareti” iddialarını akla getiriyor:
• Hastanelerden Kaybolan Bebekler: 1980-90’lı yıllarda Adana’da ve 2017’de Ankara Zekai Tahir Burak Doğumevi’nde, bebeklerin “öldü” denilerek ailelerinden alındığı iddiaları resmi soruşturma konusu oldu. Konunun ciddiyeti, 2018’de Adana’da bir devlet hastanesinin önlem olarak anne ve bebeklere çip takma kararı almasına kadar vardı.
• Yurtdışına Çıkarılma İddiaları: 2018’de bir anne, televizyonda, dört çocuğunun İncirlik Üssü’ndeki ABD’li ailelere satıldığını iddia etti.
• Siyasi Soru İşaretleri: Gazeteci Murat Ağırel, Melih Gökçek döneminde Çocuk Esirgeme Kurumu’ndan Fransa ve ABD’ye çocuk verilmesiyle ilgili hukuki süreçleri sorguladı. İYİ Parti Milletvekili Turhan Çömez ise “Epstein Türkiye’den çocuk kaçırdı mı?” sorusuyla bir soruşturma başlattı.
3. Uluslararası Skandallardaki Türkiye Hollanda Bağlantıları:
• Sarah Ferguson Olayı (2008): Prens Andrew’in eski eşi, Ankara’da bir çocuk yurdunda gizli çekim yaptığı gerekçesiyle Türkiye’nin talebiyle gıyabında 22 yıla mahkum edildi. Epstein ile yakın ilişkisi, bu çekimlerin amacı hakkında karanlık sorular uyandırıyor.
• Bir de yurdumuz… Hollanda Skandalı var: Hollanda Adalet Bakanlığı’nın eski Genel Sekreteri Joris Demmink hakkındaki çocuk istismarı iddialarında, Türkiye’den iki mağdur yer alıyor. Daha çarpıcı olan ise, uyuşturucu kaçakçısı Hüseyin Baybaşin’in ifadesidir: Baybaşin, Demmink’in İstanbul’da bir çocuğa tecavüz görüntülerinin, dönemin Başbakanı Tansu Çiller ve Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar tarafından, Demmink’e şantaj yapmak için kullanıldığını iddia etti.
Anlayacağınız, deştikçe bu lağımdan kimlerin ismi çıkıyor, kimler bu pisliğe bulaşmış, elbet bir gün gün yüzüne çıkacak. Gerçeklerin er ya da geç ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır.
4. Devletin Sessizliği ve Şeffaflık Eksikliği:
Tüm bu iddialar karşısında en büyük engel, devletin sessizliğidir. Kayıp çocuklara ilişkin resmi veriler 2016’dan beri paylaşılmıyor. Geçmişteki birçok soruşturma “asılsız” denilerek kapatıldı. “Yenidoğan çetesi” davası gündeme geldiğinde ise yetkililer, konuyu kesin bir dille reddederek kapattı.
SONUÇ: KAPANMAMASI GEREKEN BİR İNSANLIK DAVASI
Epstein dosyası sadece bir cinsel istismar skandalı değildir. Gücün gücü koruduğu, paranın her şeyi akladığı, şöhretin vicdanı boğduğu küresel bir ahlaki iflasın belgeselidir. İran-ABD-İsrail gerilimi gibi sürekli gündemde tutulan krizler, böylesi karanlık gerçekleri örtbas etmek için bir “hedef saptırma” operasyonu olabilir.
Ancak çocuklara karşı işlenen suçta tarafsızlık olmaz. Sessiz kalmak, suça ortak olmaktır.
Bu dosya asla kapanmamalıdır. Kapatılırsa, sadece bir dava değil, adaletin ta kendisi gömülür. Üstü örtülen her suç, daha büyüğü olarak geri döner. Unutulursa kötülük normalleşir.
Bu, bir insanlık imtihanıdır. “Siyonist finans odakları” da dahil iddia edilen tüm küresel bağlantıları araştırmak, gerçekleri tüm çıplaklığıyla ortaya koymak bir tercih değil, zorunluluktur. Bu, bir çağın, bir sistemin ve insanlık düşmanı bir düzenin yargılanmasıdır. Israrcı olmak, hatırlamak ve hesap sormak, hepimizin boynunun borcudur. Unutturulursa, adaletle birlikte insanlık da ölür.
Batsın bu acımasız, insanlıktan çıkmış, cini şeytani vampirlerin cirit attığı yalan dünya! Ki biz, daha adaletli, daha vicdanlı, daha temiz ve daha gerçekçi bir dünya kuralım.
Sağlıkla, huzurla ve bilhassa vicdanlı kalın.
The post Cin Şişeden Kontrollü Çıktı: Epstein Dosyası ve İnsanlığın İmtihanı first appeared on Hollanda Haberleri.

2 hafta önce
59













Dutch (NL) ·
Turkish (TR) ·