Bir toplum, uyanmak mı ister; yoksa uykusunun bozulmamasını mı?
Bu soru yalnızca bireysel bir tercihi değil, kolektif bir kaderi de ele verir. Çünkü toplumların yönünü belirleyen şey, ne kadar güçlü oldukları değil; neyi bilmekten kaçındıklarıdır.
Spinoza’ya göre insan, çoğu zaman özgür olduğunu sanır; oysa arzularının, korkularının ve alışkanlıklarının nedenlerini bilmediği için yanılır. Toplumlar da böyledir. Düşünmeyen kalabalıklar, yönlendirilirken kendilerini özgür zannederler. Oysa bu, bilginin yokluğunda üretilmiş bir özgürlük yanılsamasıdır.
Kitap okuyan, kendini eğiten, aklını kullanan ve olup biteni analiz etmeye çalışan insan, bu yanılsamadan kısmen de olsa kurtulmuş insandır. Çünkü Spinoza’nın “aklın etkinliği” dediği şey, insanı edilgen duygulardan — korku, öfke, kin — uzaklaştırır. Böyle bireyler önce kendileriyle barışır; sonra çevrelerini anlamaya başlarlar.
Toplumları ileriye taşıyanlar da tam olarak bu insanlardır: Farklı düşünen, araştıran, dinlemeyi bilen, neden–sonuç ilişkisi kurabilenler. Onlar kalabalıkların duygularıyla değil, aklın rehberliğiyle hareket ederler. Spinoza’nın ifadesiyle, “aklın buyruğunda yaşayan” insanlar, başkalarının tutkularının oyuncağı olmazlar.
Buna karşılık, okumayan, analiz etmeyen, yalnızca duyduklarıyla yetinen insanlar zamanla kendilerine yabancılaşırlar. Bu yabancılaşma, düşünce eksikliğinden çok daha tehlikelidir; çünkü ahlaki zemini de çökertir. Kendi duygularını yönetemeyen insan, dilini hoyratça kullanır; bağırmayı güç, hakareti hakikat zanneder. Spinoza’nın “edilgen insan” dediği tip tam da budur: Tepki verir ama düşünmez; öfkelenir ama anlamaz.
Başkalarının telkinleriyle yetinenlerin durumu ise daha vahimdir. Onlar düşünmeyi başkalarına devretmiş insanlardır. Bu yüzden korkuyla yönetilmeye en açık kitlelerdir. Spinoza’nın açıkça söylediği gibi, korku üzerine kurulu düzenler, itaat üretir; ama erdem ya da özgürlük üretmez.
Ve bu uykudan en çok kimler memnundur?
İnsanları düşünmekten alıkoyanlar; korkuyu siyaset malzemesi yapanlar; çıkarı için her yolu mubah görenler… Çünkü düşünen birey yönetilmesi zor olandır; uyuyan kalabalık ise her zaman kullanışlıdır.
O hâlde soru hâlâ ortada duruyor:
Bir toplum, hakikatin rahatsız edici ışığıyla uyanmayı mı ister; yoksa alıştığı karanlıkta huzurla uyumayı mı?
Spinoza’nın asıl uyarısı nettir:
İnsanlar özgür olmadıkları için değil, özgür olduklarını sandıkları için köleleşirler.
“Uyanmayı reddeden toplumlar, korkuyla yönetilmeyi özgürlük sanır; aklını devre dışı bırakan her kalabalık, köleliğini alkışlayarak yaşar.”
Kamil KOPUZ
Dostça selamlarımla,
Kkopuz53@gmail.com
The post Bir Toplum Uyanmak mı İster, Uykusunun Bozulmamasını mı? first appeared on Hollanda Haberleri.

1 hafta önce
46












Dutch (NL) ·
Turkish (TR) ·