Aynı çatı altında yaşamak, birbirimizin hayatına sınırsızca müdahale edebileceğimiz anlamına gelmez.
Peki aynı evin içinde, birbirimizi incitmeden ve kendimizi kaybetmeden nasıl yaşayabiliriz?
Aile…
İnsanın ilk sevgiyi, güveni ve aidiyeti öğrendiği yer. Aynı sofrayı paylaştığımız, çocukluğumuzun güzel ve zor anılarını birlikte taşıdığımız insanlar…
Peki ya bizi en çok yaralayan kişi yine ailemizden biriyse?
Bir anne, baba, kardeş ya da başka bir yakınımız…
Çoğu zaman kendimize şu cümleyi söyleriz:
“Ama o benim ailem.”
Bazen bu cümle, kendi acımızı görmezden gelmemize neden olur.
Aile olmak, birbirimize her şeyi yapma hakkı vermez. Kan bağı, saygısızlığın ya da psikolojik incitmenin mazereti değildir.
Sizi sürekli küçümseyen, değersiz hissettiren, kontrol eden, özel hayatınıza müdahale eden veya sürekli suçlu hissettiren bir insanla karşı karşıyaysanız, bunu sırf aile olduğu için normal kabul etmek zorunda değilsiniz.
Peki aynı evde yaşıyorsak?
Her insan kendisine zarar veren kişiden kolayca uzaklaşamaz.
Kimi ekonomik nedenlerle ailesiyle yaşar, kimi yaşlı bir ebeveynine bakmak zorundadır, kimi de kardeşiyle aynı evi paylaşır. Hayat bazen fiziksel mesafeyi mümkün kılmaz.
Ancak fiziksel olarak uzaklaşamamak, kendimizi koruyamayacağımız anlamına gelmez.
Her tartışmaya dahil olmak, kendimizi sürekli açıklamak ya da özel hayatımızın bütün ayrıntılarını paylaşmak zorunda değiliz.
Bizi inciten konuşmalardan uzaklaşabilir, kendi alanımızı oluşturabilir ve gerektiğinde iletişimimizi sınırlayabiliriz.
Bazen en sağlıklı cevap, tartışmayı kazanmak değil, tartışmanın içine hiç girmemektir.
Çünkü bazı ilişkilerde kendimizi anlatmaya çalıştıkça daha fazla yoruluruz.
Sınır koymak sevgisizlik değildir
“Benimle bu şekilde konuşmanı kabul etmiyorum.”
“Bu konu hakkında konuşmak istemiyorum.”
“Kararıma saygı duyulmasını istiyorum.”
“Bu konuşmayı burada bitiriyorum.”
Bunlar sevgisizlik değil, özsaygının ifadeleridir.
Sınır koyduğumuzda karşımızdaki kişi bundan rahatsız olabilir.
“Sen çok değiştin.”
“Eskiden böyle değildin.”
“Artık bizi sevmiyorsun.”
gibi sözler duyabiliriz.
Fakat değişmek her zaman kötüye gitmek değildir.
Bazen değişmek, yıllarca kendimizi başkalarının ihtiyaçlarının gerisine koyduktan sonra kendimize dönmektir.
Çocuklar gördüklerini öğrenir
Aile içindeki ilişkiler yalnızca yetişkinleri etkilemez.
Çocuklar, evde gördükleri iletişim biçimlerini gelecekte kendi ilişkilerine taşıyabilir.
Sürekli bağırılan bir evde büyüyen çocuk, bağırmayı normal bir iletişim biçimi sanabilir. Kendini sürekli susturan bir ebeveyni gören çocuk ise kendi ihtiyaçlarını bastırmayı öğrenebilir.
Bu nedenle çocuklarımız için sağlıklı sınırlar ve saygılı iletişim büyük önem taşır.
Çocuklara, sevdikleri insanlara karşı bile “hayır” diyebileceklerini ve kendilerini korumalarının yanlış olmadığını öğretmeliyiz.
Aileyi sevmek, kendinden vazgeçmek değildir
Ailemizi sevebiliriz ama her davranışlarını kabul etmek zorunda değiliz.
Affedebiliriz ama aynı davranışın tekrar edilmesine izin vermeyebiliriz.
Özleyebiliriz ama gerektiğinde aramıza mesafe koyabiliriz.
Çünkü sevgi ile tahammül aynı şey değildir.
Fedakârlık ile kendini feda etmek de…
Sana zarar veren kim olursa olsun, kendini koruma hakkın vardır.
Bu her zaman ilişkiyi bitirmek anlamına gelmez. Bazen daha az görüşmek, bazı konuları paylaşmamak, tartışmadan uzaklaşmak veya
profesyonel destek almak yeterlidir.
Elbette fiziksel şiddet, tehdit veya güvenliği tehlikeye atan bir durum varsa mesele yalnızca sınır koymak değildir. Öncelik güvenliği sağlamak ve gerekli desteğe ulaşmaktır.
Belki de hayatımız boyunca öğrenmemiz gereken en önemli şeylerden biri şudur:
Ailemizi seçemeyiz. Ama ailemizle ilişkimiz içinde kendimizi kaybetmemeyi öğrenebiliriz.
Kendimizi korumak bencillik değildir.
Çünkü aile değerlidir.
Fakat insanın kendisi de değerlidir.
Gönüllere dokunan satırlarda buluşmak dileğiyle.
Sevgiyle Hoşça Kalın,
Uzm.Psikolog & Aile-Çift Terapisti
Rukiye Sultan Gür
The post Aynı Çatı Altında, Farklı Sınırlar first appeared on Hollanda Haberleri.

1 hafta önce
56












Dutch (NL) ·
Turkish (TR) ·