Bay Custers, Türkiye’de çok az tanınıyorsunuz ve internet ortamında da hakkınızda pek bir şey bulmak mümkün değil. Bize sanat etkinliklerinizden kısaca bahsedebilir misiniz? Nasıl başladınız?

21 yaşında köyümden Eindhoven’a üniversite eğitimi görmek için taşındım ve burada dans tiyatrosuna katıldım. Sonra bir ara birisi birlikte sokağa çıkmayı teklif etti. Sokakta oynamamızı talep eden insanların sayısı her geçen gün artmaya başladı. 30 yılı aşkın süredir de sahneye yalnız çıkıyorum. Expo 2000 Fuarı sırasında Alman standı için çalıştım ve aralarında “Boyacı Hüseyin”in de bulunduğu tiplemeler ürettim.  Almanya ve Hollanda sahnelerinde zaten bilinen bir simayım. Kendi internet sayfamda ve Youtube’da videolarım bulunmakta, ancak bu konu hakkında daha fazla şey öğrenmem gerektiği de bir gerçek.

Sanat eğitiminiz var mı yoksa alaylı mısınız?

Tiyatroya geldiğimde bir miktar öğrenim görmüştüm; pandomim, akrobasi, cambazlık, farklı dans biçimleri. Aynı zamanda çok iyi kurslara ve workshoplara da katıldım. Fakat en iyi sokakta öğrendiğimi söyleyebilirim, ki sokak çok sert bir okuldur. Yüz kişiden ikisi gülmüyorsa, kendime bunun nedenini sorarım. Mizah anlayışları yoksa zaten sorun yok. Fakat beklentileri daha yüksek olduğu için gülmüyorlarsa, o zaman bir sonraki sefer neleri daha iyi yapabileceğimi düşünürüm.

Bir sanatçı olarak işinizi nasıl tanımlıyorsunuz?

Bir taraftan dansçıyım, fakat hepsinden önce sokak tiyatrocusu ve bazen de animasyon sanatçısıyım. İşletme eğlencelerinde, galalarda, fuarlarda ya da özel organizasyonlarda da sahne alıyorum ama hepsi sokak tiyatrosu temelinde şekilleniyor.

“Sanatçının Duyguyu Hissetmesi Elzemdir”

Bu meslekle geçinebiliyor musunuz peki?

Evet, bu benim esas mesleğim. Fakat iki tane de yan işim var. Hannover’da bir dans okulunda ders veriyor ve Eindhoven’da bir palyaço okulunda koçluk yapıyorum. Bu okuldaki öğrenciler demans hastaları ile iletişim kurmak üzere eğitim görüyorlar. Her iki eğitimin de temellendirilmesi çok önemli. Palyaçoluk öğrencilerinin çoğu bakım hizmetleri alanından geliyor. Bu iş çok sofistike olduğu için kişinin her zaman bilinçli hareket etmesi gerekiyor. Sanatçı olarak bu duygunun hissedilmesi elzemdir. Ben de zaten onlara bunu öğretiyorum.

Şimdiye kadar hangi karakterleri oynadınız?

Kleiner Clown” (Tr. “Küçük Palyaço”) Almanya’da, özellikle de Hannover’da çok iyi bilinir ve sevilir. Bunun yanında alışveriş çantası ve eşarbıyla dolaşıp ne düşündüğünü söyleyen “Landfrau” karakterini de hâlâ oynuyorum. Kalbini dilinde taşıyan ve sözünü esirgemeyen bu kadın tiplemesi insanlarla yerel ağızla konuşur. Bu özellikleri onu çok dikkat çekici bir kişilik hâline getirdiği gibi çok da sevilmesine neden oldu. 2002’de her işi ters giden bir falcı tiplemesi geliştirdim. Kısa süre önce de sakalı ve kozalak dolu çantası ile bir orman adamı tiplemesi ortaya çıktı; bu adam gülmeyi sever ve insanlarla her zaman uluorta ve alakasız konuşur. Ve tabii bir de “ayakkabı boyacısı” tiplemem var.

Bize “Boyacı Hüseyin”i tanıtabilir misiniz? Kimdir o?

İstanbul’da doğmuş büyümüş Hüseyin. Ve aslında yaptığı iş için fazla akıllı bir adam. İletişim kurmayı sevse de sadece Türkçe konuşabiliyor ancak insanlarla iletişim kurmanın bir yolunu her seferinde bulabiliyor. Zaten karakterin temel özelliği de bu. Expo fuarında bu karakter ile ilk kez sahneye çıktığımda, arkamdan Türk bir adam gelerek, bana “Bu çok klişe değil mi? Klasik temizlikçi Türk hikâyesi.” dedi. Ben de bu karakteri çok iyi oynamam gerektiğini, her şeyden önce çok iyi Türkçe konuşmam gerektiğini düşündüm.

“Amacım Beni Oynarken Gören Türklerin ‘Gerçekten Güzeldi’ Demesi”

Gerçekten de tam bir klişe olan bu “Boyacı Hüseyin” karakteri ile insanlara tam olarak ne göstermek istiyorsunuz?

Bu karakteri geliştirirken onun bir klişe olduğunu hiç düşünmedim aslında. Başlangıçta sadece bir ayakkabı boyacısını oynamak istedim; İstanbul’da bizzat şahit olduğum haliyle. Daha sonra Hannover’dan talep geldiğinde taslağı oluşturdum. “Boyacı Hüseyin”in klişe bir figür olduğunun farkına ancak bu adamla konuştuğumda vardım. Oynadığım ve sahneye çıkardığım karakterlerimin insanlarda saygı uyandırmasını önemsiyorum. Bu nedenle Türkleri canlandıran diğer Hollandalılar gibi egzotik tınıları olan birtakım sesler çıkarmakla yetinmeyip Türkçeyi gramerinden cümle kuruluşuna kadar öğrendim. Amacım beni oynarken gören Türklerin arkamdan “gerçekten de güzeldi” demesi. Bazı organizatörler izleyiciler arasında Türkler fazla olduğunda endişeleniyorlar. Ancak onları sakinleştirebiliyorum.

Türkçe öğrenmek ne kadar vaktinizi aldı?

13 yıl İstanbul’da bir dairem vardı. Bu süre içerisinde yoğun kurslara katıldım; her seferinde bir ay boyunca, haftada beş gün, günde 4 saat. Bu kurslarda hep Türkçe konuşulurdu. Bu programdaki on iki kursun onunu ya da on birini tamamladım.

“İnsanlara Vazgeçmemelerini, Yenilgiye Boyun Eğmemelerini Tavsiye Ederim”

Boyacı Hüseyin’i oynarken insanlara neler söylüyorsunuz?

Ayakkabıları boyarken insanlara o anda ne yaptığımı söylüyorum. Sonra ayakkabıların bana ne söylediğini anlatıyorum. Bunu yaparken doğaçlama davranıyorum. Ayrıca insanlara hiç İstanbul’a gidip gitmediklerini soruyor, onları İstanbul’a davet ediyorum. İstanbul’a gitmişlerse nereleri ziyaret ettiklerini soruyorum. Sürekli Türkçe konuşuyorum. Bazen Türkler de geliyor ve onlarla da sohbet ediyoruz. Sonra onlardan Türk olmadığımı belli etmemelerini rica ediyorum.

İnsanlar “Boyacı Hüseyin”e nasıl tepkiler gösteriyorlar?

Farklı farklı tepkiler gösteriyorlar. Hüseyin çok sıcakkanlı bir insan ve sevilmemesi çok zor. Çoğu insan istemediğim halde bana ödeme yapmak istiyor, bazıları ise çay getiriyor. Herkesten çok Türkiye’de bulunmuş Hollandalılar ise dil bilgimi ölçmeye çalışıyorlar. Diğer insanlar ise bildikleri tüm yabancı diller ile benimle konuşmaya ve iletişim kurmaya çalışıyorlar. Bu sırada çok komik durumlar ortaya çıkabiliyor. Fakat temas korkusu yaşayanlar da olmuyor değil. Bir keresinde Hamburg’da araç trafiğine kapalı bir yaya bölgesinde iki saat oturdum ve kimse yanıma gelmedi. Adamın biri ayakkabısını boyatmak istese de karısı ona müsaade etmedi. Bu durum beni çok üzdü. Yaklaşma cesareti göstermeden önce önümden 20 kez geçip beni gözlemleyen insanlar oldu. Bu insanların Türk olmadığımı da fark etmemesi gerekiyor ayrıca, böylece sadece Hollandalı olduğum için sıcakkanlı bir insan olduğum izlenimi uyanmasın istiyorum.

“Boyacı Hüseyin” karakteri ile edindiğiniz deneyimleri düşününce, her gün ırkçılığa ve dışlanmaya maruz kalan insanlara ne tavsiye ederdiniz?

Bu zor bir soru, çünkü ben sadece ayakkabı boyacısı rolünü oynuyorum ve bir süre sonra bu rolden çıkıyorum. Kökeni yüzünden iş bulamayan bir Türk ya da Faslı içinse bu mümkün değil. Diğer taraftan kendi “gerçek” yaşamımda ben de çok zor şeyler yaşadım. Bu yüzden insanlara vazgeçmemelerini, yenilgiye boyun eğmemelerini; tam aksine deneyimlerini olumlu durumlar için kullanarak kendilerini bu noktadan yetiştirmelerini tavsiye edebilirim.

“Ne Kadar Çok Savaşırsam O Kadar Fazlasına Ulaşacağımdan Eminim”

Dijitalleşme ve Korona pandemisi sizin işinize nasıl etki etti ve ediyor?

İnternetin çok faydalı yönleri var. Fakat ben aslen tekniği sevmeyen, doğaya bağlı bir insanım. Facebook’da bir hesabım var. Ancak ajansım istediği için açtım bu hesabı. Pek çok sanatçı şimdi videolarını sosyal medya üzerinden yayınlıyor ve onların bunu yapabilmesine seviniyorum. Fakat benim için bu bir şey ifade etmiyor. Ben insanlarla doğrudan iletişim kurmak istiyorum. İnsanların gözünün içine baktığınızda, kısa bir süreliğine oldukça mahrem bir ilişki kuruyorsunuz. “Kleiner Clown” karakterim bunun için harika bir örnek. Duygulara çok önem veren bir insanım ve aslında sadece hislerimle hareket ederim. Bazen genç insanların kendileri ve duygularıyla olan iletişimlerini, sadece elektronik aletleriyle meşgul olmaları yüzünden kaybettiklerini hissediyorum. Çoğu insan artık derinlere dalmak istemiyor. Trende birisine gülümsediğinizde, karşıdaki bunu baskı olarak duyumsuyor. Buna çok üzülüyorum. Korona pandemisinde bir süre hiç iş alamadım. Fakat çok tutumlu bir insanımdır ve sahip olduğum ve bana verilen her şeyin kıymetini bilirim.

Azınlık gruplarından gelip sanat alanında çalışmak isteyen ancak yine de ilk adımı atmaktan çekinen genç insanlara neler tavsiye edersiniz?

Temel olarak herkese tavsiye edebileceğim şey kalplerinin ve hayallerinin ardına düşmeleridir. İşin başı burası. Şahsen göç arka planına sahip çok sayıda yetenekli insan tanıyorum. Tabii bazen gerekli ilişki ağına sahip olmayınca insanlar engellerle karşılaşabilir. Fakat daha önce de söylediğim gibi vazgeçmeye hakkımız yok, kararlılıkla ilerlemeye devam etmeliyiz. Birisi sanatçı olarak sahneye çıkmak istiyorsa, kendine bunu uygun görüyorsa, o zaman bunu yapmalı. Ben kendim de zorluklara rağmen sürekli yürümeye devam ediyorum.  Ve ne kadar çok savaşırsam o kadar fazlasına ulaşacağımdan adım gibi eminim. Kişi kendinden ve yeteneklerinden eminse, o zaman kalbini dinlemeli ve dilediğini yapmalıdır.

Kaynak:Perspektif

Frans Custers, Fotoğraf: @Frans Custers, franscusters.nl/de

Elif Zehra Kandemir
Lisans eğitimini Münster Üniversitesinde Sosyoloji ve Siyaset Bilimi bölümlerinde çift anadal olarak tamamlayan Kandemir, Duisburg-Essen Üniversitesinde sosyoloji yüksek lisans eğitimini sürdürmektedir. Ağırlıklı çalışma alanları göç sosyolojisi ve ulusaşırı Türk toplulukları olan Kandemir Perspektif dergisi editörüdür



Source link