Avrupa Parlamentosu Milletvekilleri, Pekin’in Asimilasyon Yasasını, Moskova’nın Savaşını Desteklemesini ve Tayvan Üzerindeki Baskısını Kınayan Tavsiye Kararını Büyük Bir Çoğunlukla Kabul Etti.
Abdurehim Gheni Uyghur
“Dünya, kötülük yapanlardan ziyade kötülüğe göz yuman ve onu teşvik edenler yüzünden büyük bir tehlike altındadır.” Albert Einstein
7 Ekim 2026 tarihinde Avrupa Parlamentosu, uluslararası politika açısından son derece kritik bir oylama gerçekleştirdi. Belçikalı Avrupa Parlamentosu Milletvekili Hilde Vautmans tarafından hazırlanan “Avrupa Birliği – Çin Siyasi İlişkileri” konulu yeni rapor, 454 kabul (86 ret, 110 çekimser) gibi ezici bir çoğunlukla kabul edildi. Avrupa Konseyi, Avrupa Komisyonu ve AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi’ne sunulan bu tavsiye kararı, Çin hükümetinin iç ve dış politikalarına, özellikle de Uygur halkına yönelik yürüttüğü soykırım politikalarına verilmiş açık ve sert bir cevaptır.
Bu belgenin siyasi değerini tam olarak kavrayabilmek için Avrupa Birliği’nin geçmişte attığı adımlara bakmak gerekir. 9 Haziran 2022 tarihinde Avrupa Parlamentosu, tarihi bir karar alarak Çin’in toplama kamplarını, zorunlu kısırlaştırma uygulamalarını ve Uygur milli kimliğini yok etme girişimlerini insanlığa karşı işlenmiş suçlar ve ciddi bir soykırım riski olarak tanımıştı.
Dört yıl sonra, Çin Ulusal Halk Kongresi’nin 12 Mart’ta onayladığı sözde “Milli Birlik ve Kalkınmayı Teşvik Yasası”, 1 Temmuz 2026 tarihi itibarıyla yürürlüğe girdi. Raporda, bu “Birlik Yasası”nın asimilasyonu daha da kolaylaştıracağı yönündeki derin endişeler dile getirildi. Hakikatte bu yasa, Uygur, Tibet ve diğer halkların etnik kimliğini tamamen yok etmeyi hedefleyen bir asimilasyon yasasıdır. Ayrıca, bu yasanın 63. maddesi, demokratik ülkelerde aktif faaliyet gösteren Uygur, Tibet, Hong Kong ve Çinli muhalifleri hedef almayı öngörmektedir. Raporda da belirtildiği üzere bu düzenleme, uluslararası hukuka ve AB üyesi ülkelerin egemenlik haklarına tamamen aykırıdır.
Hilde Vautmans tarafından hazırlanan bu rapor, Çin’in ağır insan hakları ihlallerini ve uluslararası düzene karşı oluşturduğu kapsamlı tehditleri açıkça ortaya koymaktadır:
Doğu Türkistan, Tibet ve Zorla Çalıştırma: Raporda, AB’nin Doğu Türkistan (Çince: Sincan) ve Tibet’teki baskılar konusunda Pekin üzerindeki baskısını artırması, zorla çalıştırma yoluyla üretilen ürünleri yasaklayan tüzüğü tavizsiz uygulaması ve siyasi mahkumların koşulsuz serbest bırakılmasını talep etmesi istenmektedir.
Rusya-Ukrayna Savaşı: Raporda Pekin, Rusya’nın işgal savaşının “belirleyici destekçisi” olarak açıkça tanımlanmıştır. Çin’in Rusya’ya çift kullanımlı teknolojiler, yedek parçalar ve yüksek teknolojili ekipman sağladığına ve Çin ordusunun Ukrayna’da savaşmak üzere Rus askeri personelini eğittiğine dair kanıtlanmış bilgiler derin bir endişeyle kınanmıştır.
Tayvan Boğazı: Tayvan Boğazı’ndaki mevcut durumun güç veya zorlama yoluyla değiştirilmesine karşı çıkılması, bölgedeki demokratik ortaklarla yakın güvenlik iş birliği kurulması, sürekli bir deniz varlığı sürdürülmesi ve ortak askeri tatbikatlar yapılması tavsiye edilmektedir.
Ekonomik Risksizleştirme (De-risking): Çin’in elektrikli araç sanayisi ciddi bir tehdit olarak değerlendirilmiş; Avrupa’nın kritik hammaddeler, ilaç etken maddeleri ve yarı iletken sektörlerinde Çin’e olan stratejik bağımlılığını azaltması talep edilmiştir.
Raporun mimarı Hilde Vautmans oylama sonucuna ilişkin olarak, “Bugünkü ezici çoğunluk, Avrupa’nın Çin politikasında bir dönüm noktasıdır” değerlendirmesinde bulundu. Ancak burada son derece hayati ve acil bir mesele bulunmaktadır. Avrupalı siyasetçiler, yalnızca kararları onaylayıp uygulanmayan bildiriler yayımlayarak ahlaki ve vicdani sorumluluklarından sıyrılamazlar. Sözden eyleme geçmeyen kararlar, Çin’in saldırgan iradesini daha da cesaretlendirmekte ve dünyaya büyük bir tehdit oluşturmaktadır. Her ne kadar bu tavsiye kararının doğrudan yasal bir yaptırım gücü olmasa da, Avrupa Komisyonu ve üye ülkeler için güçlü bir siyasi çerçeve oluşturmaktadır.
Geçmişe baktığımızda Çin, ekonomik ve askeri açıdan zayıf olduğu dönemlerde uluslararası toplumun taleplerini dinliyormuş gibi görünerek yumuşak bir diplomatik duruş sergilemişti. Ancak Batılı ülkelerin yıllardır süregelen umursamazlığı ve kısa vadeli ticari çıkarları ilkelerin üzerinde tutması sebebiyle, Çin bugün küresel bir dev haline gelmiştir. Çin bugün sadece sömürgesi altındaki Uygur, Tibet, Güney Moğolistan, Kanton ve Hong Kong halklarına değil, tüm dünyanın demokratik düzenine ve Avrupa’nın güvenliğine açık bir tehdit oluşturmaktadır.
Avrupa Birliği makamları, Çin’in 1 Temmuz’da yürürlüğe giren “asimilasyon yasasına”, yurt dışındaki Uygur, Tibet, Hong Kong ve Çinli muhalifleri hedef alan sınır aşırı baskılarına ve devlet destekli zorla çalıştırma suçlarına karşı net yasal yaptırımları eksiksiz bir şekilde yürürlüğe koymalıdır.
Özetle, 7 Ekim 2026 tarihinde kabul edilen bu tavsiye kararı, Avrupa Parlamentosu’nun 30 Nisan’da Milli Birlik Yasası’nı kınayan önceki kararının çok güçlü bir devamıdır. Ancak AB; Çin’in asimilasyon yasalarına, sınır aşırı baskılarına ve zorla çalıştırma uygulamalarına karşı bağlayıcı yasal yaptırımlar koymazsa, kağıt üzerindeki bu kelimeler tarihin sınavında bir kez daha anlamını yitirecektir. Pekin’in tehdidini durdurmanın tek yolu, boş beyanların ötesine geçip kararlı, yaptırım gücü olan ve somut eylemlere geçmektir.
17-10-2026
Not:Bu makalenin İngilizce aslı, Bitter Winter insan hakları dergisinde “A Strong Vote by the European Parliament: A Blow to China’s Genocidal and Aggressive Policies” başlığıyla yayımlanmıştır.
Resmi Bağlantı: https://bitterwinter.org/opinion-european-parliament-denounces-chinas-genocidal-and-aggressive-policies/
Nhaber.nl

1 saat önce
17












Dutch (NL) ·
Turkish (TR) ·