Günümüz aile yaşamında pek çok davranış, “rahatlamak”, “kafa dağıtmak” ya da “idare etmek” gerekçesiyle normalleştiriliyor.
Uzayan ekran süreleri, sessizleşen akşamlar, birlikteyken bile ayrı dünyalara çekilme hâli… Bunların çoğu, aile üyelerinin temelde kötü niyetli olmasından değil; yorulan ihtiyaçlarını hızlı ve kolay yollarla regüle etmeye çalışmasından kaynaklanıyor. Asıl mesele, aile içinde hangi ihtiyacın hangi kanaldan karşılandığının ne kadar farkında olunduğudur.
Aile, yalnızca bir birlikte yaşama alanı değil; duygusal düzenlemenin, bağ kurmanın ve görülmenin öğrenildiği temel sistemdir. Ebeveynler için anlaşılma ve dinlenme ihtiyacı, çocuklar içinse güvenli bağlanma, görülme ve temas ihtiyacı merkezi bir yer tutar. Psikolojik sağlamlık da aile içinde bu ihtiyaçların bastırılmasıyla değil; fark edilmesi ve karşılık bulmasıyla gelişir.
Sürekli güçlü olmaya çalışan, duygusunu erteleyen ya da “sonra konuşuruz” diyerek ihtiyaçlarını askıya alan aile yapıları, zamanla içsel bir kopukluk üretir.
Çağdaş yaşamın hızı ve tüketim kültürü, aile içindeki psikolojik ihtiyaçları da yapay düzenleyicilerle ikame etmeye eğilimlidir. Yorgun ebeveynler için ekran “dinlenme”; çocuklar için tablet “sakinleşme”; aile içi duygusal gerilimler için sessizlik ise “huzur” olarak sunulur.
Yalnızlık, birlikte vakit geçiriyormuş gibi görünerek; anlaşılmama hissi ise maddi imkânlarla telafi edilmeye çalışılır. Ancak burada belirleyici olan, kullanılan aracın kendisi değil; hangi ihtiyacın yerini doldurmaya çalıştığıdır.
İhtiyaçlar aile içinde yok olmaz; yalnızca yer değiştirir. Duygusal temasın eksikliği davranış sorunlarıyla, ilgisizlik hissi öfkeyle, anlaşılmama hâli ise geri çekilme ya da çatışmayla kendini gösterebilir.
Kısa vadede işe yarıyor gibi görünen bu ikame düzenleyiciler, uzun vadede aile üyelerinin birbirinin ihtiyacını duyma ve karşılık verme becerisini zayıflatabilir. Böylece aile içinde “Ne hissediyoruz?” sorusunun yerini “Nasıl idare ederiz?” düşüncesi alır.
Oysa sorun, aile bireylerinin ihtiyaçları değildir.
Sorun; bu ihtiyaçların konuşulmadığı ve yanlış yerlerden karşılanmaya çalışıldığı bir düzenin normalleşmesidir. Aile içinde iyileştirici olan, mükemmel ebeveynlik ya da kusursuz iletişim değil; ihtiyaçların adlandırılabildiği bir duygusal iklimdir.
Bir çocuğun gerçekten sınıra mı yoksa temasa mı ihtiyacı olduğunu; bir ebeveynin yorgunluğunun dinlenmekten mi yoksa anlaşılmamaktan mı kaynaklandığını fark edebilmek, psikolojik olgunluğun aile içindeki en somut göstergelerindendir.
Aileler için şu soruyu sormak dönüştürücü bir başlangıç olabilir:
“Bu davranış, ailemizde hangi ihtiyacın sesidir ve biz buna nasıl karşılık verebiliriz?”
Bu soru, aileyi yapay sakinlikten çıkarıp sahici temasa yaklaştırır.
Çünkü sağlıklı aile ilişkileri, ihtiyaçları susturmakla değil; onları duymaya cesaret edebilmekle güçlenir.
Gönüllere dokunan satırlarda buluşmak dileğiyle.
Sevgilerimle,
Uzm. Psikolog & Aile-Çocuk Danışmanı
Rukiye Sultan Gür
The post Ailede Yorgunluk İhtiyaçtan Değil, İhtiyacın İkame Yollarla Karşılanmasından Doğar first appeared on Hollanda Haberleri.

2 hafta önce
75













Dutch (NL) ·
Turkish (TR) ·