103. yılda yine aynı duygularla…

1 saat önce 10

Yarın Cumhuriyetimizin 103. Yılı…

Cumhuriyetimizin 80. yılında kaleme aldığım bu yazıyı her yıl, her bayramda ölene kadar yayınlamaya kendime söz verdim…

Malum merhum Hıncal Uluç’un hayatı boyunca bıkıp usanmadan her yeni yılda yazdığı öykü gibi olacak ama değil, çünkü orda fedarkarlık yapan iki  genç burada ise bir ülke bir lider bir cumhuriyet söz konusu. Hıncal’ın öyküsü kısaca şöyle:

Fakir bir genç çift, Noel için birbirine en güzel hediyeyi almak ister.

Della, eşi Jim’in antika saatine güzel bir köstekli saat zinciri alabilmek için uzun ve güzel saçlarını kestirip satar. Jim ise Della’nın muhteşem saçlarına takması için değerli taraklar alabilmek için babadank alma saatini satmıştır.

Dünyayı / ülkemizi  kan ve gözyaşının sardığı günümüzde  Cumhuriyetimizin önemi bir kat daha artıyor.

Bu hengâme içinde unutmamak ve unutturmamak için…

Cumhuriyetimizin 80. yılında yazdığım ve her yıl  güncellediğim  yazımla kutlamamı yapmak istiyorum.

468614433 10162119511694717 9005204247694057668 n

Eserler vardır asırlar öncesinden günümüze kadar gelmiş dimdik ve ayakta.

Örnek mi, alın size ‘Cumhuriyetimiz’…

İnsanlar vardır yıllar, asırlar önce yaşamış. Fakat yaptıkları işler, söyledikleri sözler, bıraktıkları izler daha dün gibi, bugün gibi değerinden bir zerre bile kaybetmediği halde günden güne değerlenen…
Örnek mi, işte size ‘Ulu Önder Kemal Atatürk’…

Olaylar vardır, asırlardır tekrarlanan:

‘Biz bu filmi kaç kez görmüştük! ‘ dedirtecek türden.

Örnek mi, geriye dönüp şöyle ‘100 yıllık Cumhuriyet Tarihi’ne bir göz atın…

Seve seve, gözünü kırpmadan dedelerimizin, ninelerimizin kanları ile suladığı vatan toprağı uğruna ölüme gülerek gidenler.

Buna rağmen her fırsatta yıkmak, parçalamak için fesat ve fitne yuvalarında şer üretenler…

Her şeye rağmen vatan, bayrak, bağımsızlık, özgürlük uğruna göğüslerini siper edenlerin başarısı, mutluluğu ve tarih sayfalarına altın harflerle yazılan adları…

Örnek mi, işte ‘Kubilay’…

Her seferinde şer üretenlerin hezimete uğraması, şer yuvalarının dağıtılması ve adlarının tarih sayfalarına birer kara leke olarak düşmesi…
Örnek mi, çok ama adlarını yazmaya bile gerek yok…

Şiirler vardır onlarca, yüzlerce yıl önce yazılmış, şairini ölümsüzleştiren.
Örnek mi, elbette örnek çok fakat özellikle de  Neyzen Tevfik’e mal edilen, aslında Emniyet Genel Müdürlüğü’nde Asayiş Şube eski Müdürü olan Mutlu Çelik’e ait şiir…

Neden mi?

Söz konusu 80 yine Cumhuriyetimiz,

Söz konusu Ulu Önder Atatürk,

Söz konusu içeride ve dışarıda ‘Cumhuriyet ve Atatürk’ kelimelerini duymaktan bile rahatsız olanlar!

Hiciv şairi Neyzen Tevfik’i aratmayan mısralarla, böyle bir şiiri yazarsa ancak Neyzen Tevfik yazar dedirtecek dizelerle  cevabını vermekte gecikmemiş Mutlu Çelik… Hem de öyle bir cevap ki, Atatürk´e, Cumhuriyetimize dil uzatanların gelmişlerinin, geçmişlerinin hattâ geleceklerinin suratlarında tokat gibi patlayan bir cevap:

Ne ararsın Tanrı ile aramda
Sen kimsin ki orucumu sorarsın
Hakikaten gözün yoksa haramda
Başı açığa neden türban sorarsın

Rakı, şarap içiyorsam sana ne
Yoksa sana bir zararı, içerim
İkimiz de gelsek kıldan köprüye
Ben dürüstsem sarhoşken de geçerim

Esir iken mümkün müdür ibadet
Yatıp kalkıp Atatürk´e dua et
Senin gibi dürzülerin yüzünden
Dininden de soğuyacak bu millet

İşgaldeki hali sakın unutma
Atatürk´e dil uzatma sebepsiz
Sen anandan yine çıkardın amma
Baban kimdi bilemezdin şerefsiz

103 yıl önce olduğu gibi bugün de bir çoğumuzun duygularına, söylemek istediklerimize tercüman oluyorsa bu şiir, fazla söze gerek var mı?

Nice 100 yıllara hep birlikte, birlik ve beraberlik içinde… Nice 100 yıllara…

Kutlu olsun Atatürk gibi bir önderimiz olduğu için gururla, başı dimdik gezenlere…

Kutlu olsun koruyan ve kollayanlara…

Kutlu olsun Atatürk´ü anlayan ve onun çizdiği yoldan taviz vermeden yürüyenlere…

Kutlu olsun! …

NOT: Cumhuriyetimzin 80 yılı dolayısı ile yazılmış, her yıl  güncellenmekte bir yazı..

Yavuz Nufel-NHaber.nl

 

Makalenin tamamını oku