Gerçek Bir Hikaye. Hep yazmak istediğim bir Uçuş hikayesini bugün sizlerle paylaşmak istedim.
Geçtiğimiz yaz yine uzun bir uçuştayım, İstanbul,a uçuyorum. Yan koltuktaki yolcu, üzerinden buz kütleleri düşüyormuş gibi titreyerek kabin görevlisini çağırdı. “Pardon, burası buz gibi oldu, klimayı biraz kısabilir misiniz?” dedi. Mükemmel bir misafirperverlikle gülümseyen bayan kabin memuru, “Tabii ki efendim, hemen dereceyi yükseltiyorum” deyip arkasını döndü.
Açıkçası ben de merakla bekledim ama ne gelen sıcaklık oldu ne giden. Meğer olay bambaşkaymış! İstanbul havalimanına indikten sonra havacılık sektöründen deneyimli bir arkadaşımla karşılaştım bir kahve içimi oturduk. Sohbet ederken konuyu açtım, arkadaşım yüzüme bakıp gülmeye başladı. Gökyüzünde huzuru sağlamak için meğer her uçuşta bize tıkır tıkır işleyen iki tane tatlı yalan söylüyorlarmış.
İlk bomba klima meselesi: Biz koltuğumuzda yayılıp film izlerken, o görevliler koridorda ağır servis arabalarını itip bagaj tıkıştırarak adeta maraton koşuyor. Kabin sıcaklığını bizim istediğimiz seviyeye getirseler, içeride resmen hamam sıcaklığı oluşacak ve çalışanlar kan ter içinde kalacak. O yüzden “Hallediyorum” dediklerinde aslında sıcaklığı falan değiştirdikleri yok. Kibarca “Bir dahakine yanına hırka almayı akıl et dostum” demenin diplomatik yolunu bulmuşlar, biz de “Aha şimdi ısınacak” diye plasebo etkisiyle rahatlıyoruz.
İkinci bomba ise gece kahvesi: İstanbul uçuşumda hostes’den “Sabah inince direkt bir toplantım var, bana sert bir kahve getirebilir misiniz?” dedim. Kahveyi içtim, 10 dakika sonra mışıl mışıl uyumuşum. Arkadaşım bunu duyunca bir kahkaha daha patlattı. Meğer gece uçuşlarında çaktırmadan herkese kafeinsiz kahve veriyorlarmış! Sebep? Siz kafeini alıp koridorda volta atmayın, gürültü çıkarmayın, mışıl mışıl uyuyun ki kabinde hırgür çıkmasın. Son dönemde uçaklarda çıkan yolcu kavgalarını düşününce adamlara hak vermemek elde değil. “Ver kafeinsizi, uyusunlar” mantığıyla gökyüzünün huzurunu sağlıyorlar.İşte ben buna üst akıl derim.
Fakat arkadaşım sohbetin sonunda öyle bir detay verdi ki, neşem tamamen kaçtı…
Uçakta içtiğimiz o sıcacık çay ve kahveler, uçağın altındaki su depolarından geliyormuş. Ve bilin bakalım ne olmuyormuş? O depolar neredeyse hiç temizlenmiyormuş! “Biz de içiyoruz ama kireçli mi, içi ne durumda çok kurcalamıyoruz” dedi. Kaynar su bakterileri öldürüyor diye kendimizi teselli etsek de midem bir tık bulanmadı değil.
Sözün özü; bundan sonraki uçuşlarımda yanıma kalın bir hırka alıyorum, gece içtiğim kahvenin beni uyanık tutacağına inanıp kendimi kandırmaya devam ediyorum ve ikram sırasında da kesinlikle kapalı kutu içeceklerden şaşmıyorum!.
Hoş neyseki her zaman uçmuyorum. Ben en iyisi kendi aracımla sılayoluna çıkmaya devam edeyim, çünkü en azından suyun nerden geldiğini biliyorum, kendi kahvemi çayımı yanımda taşıdığım seyyar ocağımda kendim yapıyorum.
Makale: Sezai Koç

3 saat önce
15










Dutch (NL) ·
Turkish (TR) ·